6 Eylül 2007 Perşembe

“Yarım Kalmış Öyküler”

Sevgi Köçek
TD1Televziyonu

Ezeli Doğanay'ın yeni çıkan YARIM KALAN ÖYKÜLERadlı kitabı üzerine söyleşi.

Sayın Doğanay ilkin neden böyle bir çalışmaya girdiniz? Neden böyle bir çalışma hazırlama gereği duydunuz?

Sohbetimize oradan başlayalım.Böyle bir çalışmaya sevgili Münür Üstün’ün önerisi ile başladım. Maviağaç yayınlarının genel yayın yönetmenidir. Münür Bey buradaki paket evlilikler ile ilgili bir çalışma hazırlarsam seve seve basacaklarını söyledi. Konu ilkin dikkatimi çekmedi çünkü benim alanım toplumbilim ve halk kültürü daha çok yoğunlaştığım ve eser verdiğim alan o alandır. İlk kez kendi alanım dışında bir çalışma hazırlayacaktım. Gerçi konu bir boyutu ile toplumbilim ilede ilişkilidir. Çünkü kanayan sosyolojik bir yaradır. Mesleğimden dolayı bir çok ülkeye gidip geliyorum sık sık seyhatlere çıkıyorum. Gittiğim bu ülkelerde aynı sorunla karşılaşınca olayın boyutunu daha iyi kavradım. Gerçekten de olayın hem sosyal hem ekonomik hemde psikolojik boyutları var. Ve her geçen gün kar yumağına dönerek büyüyen bu sorun toplumsal bağlamda çözümsüz bir hal almış durumda. Kişi kendisi ve yaşadığı sorunla başbaşa bırakılarak olay görmemezlikten gelinmiştir.

Ne kadar vaktinizi aldı bu çalışmayı hazırlamak?

İki yıldır üzerinde belli aralıklarla çalışıyorum. Konu ile ilgili Gençlerle yaşlılarla söyleşiler yaparak konu hakkında bilgiler topladım. Olayın mağdurları ile özellikle görüşüp konuşarak öykülerini dinleyerek önemli bulduklarımı çalışmaya aktardım. Olayın psikolojik boyutunu irdelemek için Sayın Halis Çiçek’le söyleşi yaptım ki kendisi psikoterapist ve seksoterapisttir. Hukuksal boyutu için bu konuda yoğunlaşmış hukukçularla görüştüm. Kimi Kadın kurumları’nın yöneticileri ile konuyu tartışarak kitabı hazırladım. Almanya’nın diğer kentlerinde yaşayan bu konuda öyküsü yarım kalmış insanlara ulaşarak, Hollanda, Avusturya, Belçika, Fransa vs Avrupanın diğer ülkelerinde yaşayan konu mağdurları ile yazışarak konuyu toparlamaya çalıştım.

Çalışmanızın adı nedir? İthal Damat ve İthal Gelin mi? Yoksa Paket evlilikler mi?

Çalışmanın adı “Yarım Kalmış Öyküler” olacak. Çünkü herkesin bir öyküsü var ve herkes kendi öyküsünü mutlu sonla bitirmek istiyor. Ama ne yazık ki bazı insanların sevgiye,sevince aşka dair yaşam öyküsü yarım kalmış. Konuştuğum söyleştiğim olayın mağdurları olan kişilerin anlattıkları ile örtüştüğü için kitabın adını yarım kalan öyküler koydum.

Neden bunlara İthal Damat ve İthal Gelin deniliyor? Yaptıkları evliliklere Paket evlilikler deniliyor?

Evlilik nedir? Birilerine göre kutsal bir müesese, birilerine göre miadını doldurmuş gereksiz bir kurum. Ancak hala teist ve feodal yapılar bu kurumu çok güçlü bir şekilde ayakta tutuğuna göre toplumbilimciler bu kuruma kayıtsız kalamzlar. Şimdi kişi ömrünü yüreğini istemini özlemini karşı cinsten birileri ile paylaşmak istiyor. Onun bu istemlerine uygun bir eş olunca evlenmeye karar veriyorlar. Ancak bu birlikteliğin uzun vadeli olabilmesi için ya da bir ömür boyu sürebilmesi için ortak noktaların çok olması gerek. Birinci koşul bu ikinci koşul evlenme çağı gelmiş kişiler ki bu çağ kişiden kişiye değişiyor birileri 20 yaşı evlilik çağı olarak algılıyor birileri 30 yaşında hala evlenme çağının gelmediğini düşünüyor. Evliliğe hazırlıklı olmalıdır. Çünkü yaşamı yalnız başına değil onu bütün boyutları ile paylaştığı eşi ile birlikte sürdürecekler. Bu yüzden dış etkilerin tesirinde kalmadan buna hazırlıklı olup olmadığını bilmek zorundadır. Bir defa evlenmeye karar vermiş olan kişiler şu soruları kendine sormak zorundalar ve sordukları bu sorulara da doğru yanıtlar vermek zorundalar öncelikle kendilerini sonra başkalarını aldatmamak için.
1. Yaşamın neresindeyiz?
2. Yaşamdan ne bekliyoruz?
3. Amaçladıklarımıza ulaşmak için yeteri düzeyde kararlılığımız ve çabamız var mı?
4. Bir birlikteliğe yada yaşamı bir başkasıyla paylaşmaya hazırlıklı mıyız?
5. Nasıl bir birliktelik?
6. Yaşamı paylaşacağımız insandan ne bekliyoruz?

Bu sorulara doğru yanıtlar verip yaşamdaki duruş noktamızı sağlıklı bir şekilde belirledikten sonra adım atabiliri. Ancak sağlıklı sonuçlara böyle ulaşabilir. Sağlıklı evliliklere böyle ulaşabiliriz ve sağlıklı bir birliktelik ve evlilikten yarınların umutları doğar yoksa sokak canavarlarla doludur.

Tanımak lazım diyorsunuz?

Tabi bir giyisiyi on sefer giyip çıkarıyoruz üzerimize oturup oturmadığını yakışıp yakışmadığını anlamak için kaldı ki onu bir ve ya iki yıl giyebiliriz. Ancak eş seçimi öyle mi? Hiç tanımadığın bir insanla bir ömür boyu nasıl yaşanır? Kaldı ki tanınmayan bir şey sevilmez de. Her hangi bir lokantaya gittiğinizde önünüze bir yemek geldiğinde daha önce yememiş iseniz onun tadını bilemezsiniz damak zevkinize hitap edip etmediğini bilemezsiniz ancak yedikten sonra sevip sevmediğinizi söyleyebilirsiniz. 20 yıla yakındır ülkeden eş seçerek yapılan evliliklerde tanıma anlama olgusu olmadığı için gidilip bir ay beş hafta her neyse o süre içinde söz, nişan, düğün tümünü bir arada yapark gelin ve ya damadı alıp geldikleri için bu tür evliliklere burada ki insanlarımız “paket evliliği” diye isimlendirmiş. İthal damat ve ithal gelin denmesinin nedeni de burada ki yakının da olan insanı değilde ülkeyi tercih ettiği için böyle isimlendirilmiş.

Neden ülkeden eş seçiliyor?

Yaptığım söyleşiler sonucunda anladım ki beş nedenden dolayı insanlar ülkeden eş seçiyorlar.

1- Lakaiet sorunu: (Gelenek-görenek)

Birinci kuşak burada ki yetişen gençleri kendi ailelerine laik görmüyorlar. Onlara göre burada yetişen gençler yozlaşmanın çürümenin en yoğun biçimini yaşıyorlar. Kendi değerlerinden kopmuş Almanlasmislar; bu yüzden onlardan kendilerine iyi bir damat veya iyi bir gelin olamayacaklarıdır. Bu anlamda ülkeyi tercih ediyorlar.

Örnek:

“1966 da doğdum. 7 kişil bir aile 3 kız 2 erkek. Ailem laik demokrat bir aile idi. Onların yanında çok mutlu bir çocukluk yaşadım. Yine gençliğim en güzel dönemi ailemle geçirdiğim zamandır. Annem babam kardeşlerim her zaman bana ve diğer kardeşlerime eşit şekilde sevgi verdiler hoşgörülü davrandılar. Karşılıklı olarak onlarla paylaştığım saygı sevgi mutluluk ve umut dolu bereberliğimden dolayı onlara minnet borçluyum. Evliliğm tavsiye üzeri oldu. 29 yaşımdaydım. Ünüversite mezunuyum ve Almanya ya evlenerek geldim. Almaya ya gelir gelmez ilk günden sorunlar başladı. Eşim ünüversite mezunu ve muhafazakar bir aileden. Ayrı evde yaşamamıza rağmen kayınannem sürekli direktifleri ile bizleri yönlendirmeye çalışıyordu. Kayınbabam pasif daha çok kaynanamın düşünceleri doğrultusunda hareket ediyordu. Kaynanam çok dominat ve despot bir kadındı. Eğitimsiz olmasına rağmen her şeyi kendisinin çok iyi bildiğini zanediyor. Benimle yüzyüze ikien uyumlu ama arkamdan yuvamı yıkmak için her şeyi yaptı. Eşim ise tamamen iradesiz ve silik bir kişiliği olduğu için tamamen annesinin sözünde ve onun tarafından kumanda ediliyordu. Bu yüzden bana sürekli hem psikolojik hemde tensel şiddet uyguluyordu. Her anlamda ayrı idik hiç bir ortak noktamız yoktu. Eşim kendi doğruları dışında kimsenin doğrularını kabul etmiyor tek ve mutlak doğrunun kendisinin olduğunu idea ediyordu. Artık evliliğimiz benim susmam üzerinden yürüyordu. Her türlü hakaret ve şiddete sesimi çıkarmadan katlanırsam evlilik yürüyordu ve öyle yürüttüm evliliğimi. Evliliğimde sorunlar balayında başladı ben hep sabrettim düzelir değişir dönüşür diye ama olmadı. Olan bana oldu sürekli ağlamalar sinir kırizleri geçirmeler vs. 8 yıllık evliliğim süresince bir tek günüm hüzünsüz geçmemiştir. Saygı sevgi görmedim. Ben sevgi gösterdikçe uzaklaştı hala amacının ne olduğunu bir türlü anlamış değilim.”

2. Biyolojik Bağlılık: (Akrabalık İlişkileri)

Burada ki yaşam koşulları ülkeden daha iyi olduğu için genelde evlilik yaşına gelmiş kızı ve oğlu olanlar kendi yakın akrabalarını tercih ederek onları getirip burada bir ekmek sahibi yapmayı düşünüyorlar. Bu arada evlilik işin bahanesi olmaktadir. İki gencin yaşamı karartılmaktadır olayın o yanına pek bakılmaktadır Kızı varsa abisinin ve ya diğer bir yakınının oğlunu tercih ediyorlar oğlu varsa ha keza yine aynı amaçla yakınlarının kızlarını tercih ediyorlar. Neden ülkeden eş tercih ediyorsun soruma karşılık evlilik hazırlıkları içinde olan ve 23 yaşlarında bir genç şu yanıtı vermişti “burada suclu olan icinde bulundugumuz sistem ,hicbir Türk aile Avrpada yetismis bir Türk kizini almak istemiyor, islami yaşıyor olmalarina rağmen istemiyor cünkü bu kızlar kendilerini ezdirmiyorlar, yani avrupadan alinan serbestlik kültürü ne olursa olsun iclerine azda olsa islemiş kendilerini ezdirmiyor kendilerine laf söyletmiyorlar.”

Örnek:

“1975 doğdum.Beş kişilik bir aileden geliyorum.2 kız bir erkek yani üç kardeşiz. Ailem köktenci muhafazakar bir aile Evlenmeden önce hep dogdugum sehirde yaşadim , güzel , bir cocuklugum gecti, ekonomik sartlarimiz az da olsa hersey güzeldi ve candandı.daha sonraları 19 yaşıma gelince Hala’min oğluyla evlendim ve armızdaki ilişki duygusaldı 6 ay nişanlı kaldık. Ben ortaokul mezunuydum ve halamın oğlu Almanyada yaşadığı için doğal olarak evlenerek onun yanına yerleştim. İki çocuğum var ve aile sorunları son beş yıldır başladı. Hala’mın oğlunun aileside köktenci bir aile ve kendisi ilkokul mezunu ayrıca yetişme tarzıda burada ki bir çok Türk genci gibi.Ailesi ile ilişkim güzeldi halada güzeldir. Eşim daha çok dışarılarda olduğu için ailesi ile olmam onun işine geliyordu. Hep yalnız gezer sabahlara kadar eve gelmezdi.İlk başlarda eşimle çok iyi anlaşıyorduk ama son zamanlarda ne yazık ki hiç anlaşamıyoruz. Ayrılmaya karar vermemin nedeni bir yıl önce bir başka kadınla birlikte olduğunu ve yakında o kadından çocuğu olacağını söylemesiyle oldu. Daha önce beni aldattığı için onu bir kaç kez afettmiştim ama bu son darbe çok acı oldu ve afedilir gibi değildi. Bunalımlar yaşadım ama çabuk atlattım çünkü güçlü olmam ve yaşama gerekti. Eşimle akrabada olsak ayrı dünyanın insanlarıyız o burada doğmuş büyümüş ben ülkede”

3. Özürlü Gençlik: (Sorunlu Gençleri Evlilik Yolu İle Kurtarma)

Aile kültürünün giderek silikleştiği çevre kültürünün daha etkin bir hale geldiği Avrupa da aileler yeterince çocuklarını kendi kültürleri doğrultusunda etkiliyememektedirler. İki farklı kültür arasında kalan gençler şaşkına dönmektedirler. Zamanın büyük çoğunluğu dışarıda geçen aile ve çocuk ancak bir ve ya iki saat yan yana kalmaktadır sonra uyku ve bilinen yaşam temposu yine aynı şekilde devam etmektedir. Henüz tam olarak Türkiyeliler arasında kent kültürünün özümsenmediği bir yer olan Avrupa da tehlike çok denetimin az olduğu bir yerdir. Geldikleri köy ve kasabalarda çocuk yetiştirmek daha kolay ve tehlikesizdi. Çocuğun işleyebileceği en büyük suç ya birisinin bostanından domates çalmak yada birisinin tavuğunun yumurtasını çalmaktı. Köy ve ya kasaba yeri olduğu için herkes birbirini tanıyor böylece çocuk üzerindeki denetim daha yoğun ve etkindir. Ancak Avrupa da hiçte öyle değil kimsenin kimseyle ilgilenecek vakti yok aileler kendi çocuklarına yeterince ilgi gösteremezken başkasının çocuğuna hiç gösteremiyorlar. Üstelik tehlikede çok Eroin, kokain esrar morfin fuhuş vs. Yabancı arasında da oldukça yaygın olan uyuşturucu kullanma bağımlılığı Türkiyeli gençler arasında da yaygındır. Oğlu uyuşturucu bağımlısı olan aile evlilik çağına gelince onu Türkiyeden evlendirmeyi tercih etmektedir Bu tercihini de akrabalarından değil de akrabalarının tavsiyeleri ile tanımadıkları insanlarla yapmaktadirlar. Çocuğun durumunun bilinmemesi lazım. Ya da Almanya da ki genç kız bir başka erkek arkadaşı olmuşsa ve ya bir Almanla şu ve ya bu şekilde bir ilişkisi olmuşsa hemen aceleden kız apar topar alınıp Ülkeye götürülüp orada evlendirilip eşi ile birlikte geri getirilmektedir. Ayrı bir ev tutulup oraya yerleştirilmektedir. Böylece aile anlının akı! İle bu namus belasından kurtulmuş olmaktadırlar.

Örnek:

" Bay Y gençliğinden beri şizofreni teşhisi konmuş bir hastadır. Kendisi ajite bir hastadır. Arasıra fiziksel olarak çevredekilere saldırabilmekte ve de çevreye küçük zararlar verebilmektedir. Kendisi 24 yaşından beri emeklidir ve hastalık kasasından aldığı sosyal yardım ile geçinmektedir. Bay Y'nin eşi Türkiye'den Almanya'ya getirilmiştir. Bu hanım Türkiye'de annesi ve babası ölmüş, amcası tarafından bakılan bir kadındır. Türkiye'den isterlerken, oğullarının biraz kıskanç ve de sinirli olduğu söylenir ama hiç bir şekilde hastalığından bahsedilmez. Özellikle ülkemizin geleneksel bireylerinde erkeğin kıskanç ve de sinirli olması tolera edilebilen bir şeydir. Kadın çok kısa bir süre tanıdığı erkeğin yaşadığı ülkeye gelir ve ancak bir süre sonra eşinde sinirli ve de kıskanç olmanın dışında da sorunlar olduğunun farkına varır. Yukarıda bahsedilen hastanın 7 yaşında bir kızı ve de daha bebek olan 1 yaşının altında bir oğlu bulunmaktadır. Hasta eşiyel 9 senedir evlidir. Eşinin kendisine iyi baktığı, ilgilendiği, hastayla meşgul olan sosyal hizmet uzmanı tarafından da dile getirilmektedir. Ama kronik psişik hastalığı olan ve arada bir krizler geçiren bir erkekle, sağlıklı olduğu varsanılan bir kadının bir arada daha ne kadar kalacağı ayrıca sorulması gereken bir sorudur. Hasta ailelerinin düşüncesi ise, oğullarını evlenip çoluk çocuğa karışması, aslında onların da diğer insanlar gibi işlev yapabileceğini göstermek ve de hasta çocuklarının sorumluluğunu ve bakımını bir başkasına vermektir."

4. Gençlik İksiri ve İlerleyen Yaş. ( Yaş kompleksi)

Avrupanın çeşitli ülkelerinde uzun yıllar çalışıp belirli bir ekonomik birikim oluşturmuş kimi yaşlı insanlar (Kadın ve Erkek) eşlerinden ayrıldıktan sonra veya eşlerinin ölümünden sonra ülkedeki genç güzel kızları ve erkekleri tercih etmektedirler. Onların ekonomik birikimi ülkedeki insanın Avrupa isteği ve özlemi evlenecek insanların aradaki yaş farkını kapatmaktadır. Böylece her iki tarafta istediği sonuca ulaşmaktadırlar.

Örnek:

“Şu anda 75 yaşında olan bir kişi bundan 20 yıl önce 16 yaşında ki bir bayanla ikinci evliliğini yaptı. İkinci eşini Türkiyeden getirdi. Şu anda 36 yaşında olan bu bayandan yedi çocuğu oldu ve yedisi de özürlü kimi spastik rahatsızlıkları var.”

5. Zoraki Evlilikler (zorle evlendirilenler)

Bu gruba girenler ise istemedikleri halde ülkeye götürüp zorla evlendirenlerden oluşuyor. Almanya da veya Avrupanın herhengi bir ülkesinde doğup büyümüş gençleri aileleri tarafından zorla götürülüp ülkede evlendiriliyorlar. Tabi yapılan bu evlilikler sağlıklı olmadığı için daha doğrusu gönüllü olunmadığı için yine uzun vadeli olunmuyor ve ayrılıyorlar. Bazen bu tür evlilik yapan insanlar çok kötü durumlara düşüyor hatta intahar edenler oluyor yada karşı taraftan terk edildikleri zaman öldürülebiliyorlarda. Gazeteler bu tür haberlerle dolu. Şu gazetenin haberine bakın:

“C.K. Yaşamına son verdi” Geçen yıl zorla evlilik ile gelen dram başlığı altında yaşadıklarını gazetemize açıklayan Almaya oturumlu 18 yaşında ki C.K son bir yıldır psikolojik tedevi gördüğü İsviçre’nin Zurich şehrinde intahar etti. Pazar günü saat 21.00sıralarında yaşadığı tek odalı evin çatı katına çıkarak kendisini aşağı bırakan C.K olay yerinde yaşamını yitirdi. Aile fertlerinin çıkardığı “ölüm emri” nedeniyle İsviçre deki akrabasına sığınan ve son bir yıldır Zürich’teki bir klinikte psikolojik tedavi gören C.K’nin abisinin bulunduğu şehre geldiğini duyduktan sonra intahar etmiş olabileceği bildirildi. Konuyla ilgili gazetemize açıklamalarda bulunan C.K’nin akrabası, C.K’nın zor dönemler yaşadığını fakat tedavi ile birlikte yaşama yeniden sarıldığını belirtti. C.K’nın akrabası şunları söyledi: “C.K her şeye rağmen güçlü bir kızdı. Özellikle son altı aydırtamamen korkularından uzaklaştı ve kendisini okuyarak, araştırarak geliştirmeye çalıştı. Yazdığı günlükte kadın özgürlüğüne ilişkin çarpıcı belirlemelerde bulunmuş ve törelerin sadece kadınlar için işlediğini yazmıştı.”24.8.2004. Özgür Politika.

Türkiyede ki genç kızlar ve genç erkekler neden bu evlilikleri kabul ediyorlar?

Yapılan bilimsel araştırmalarda ülkedeki insanlar refah düzeyi yüksek bir hayat yaşamak için Avrupalı insanlarla evleniyorlar. Yane bu tür evliliklerin temelin’de büyük çoğunluluğun temelinde sevgi, hoşgörü yok ortak noktalarda buluşma diye bir olay yok. Kadın ve ya erkek daha iyi yaşarım diye bu tür evliliğe evet diyor, bura da ki insanlarda nasılsa onlar burada ki yaşamı yolu yordamı bilmiyorlar getirip kendi isteğime göre yönlendiririm şekillendiririm ve sözümden dışarı çıkmaz anlayışıyla ülkeyi tercih ediyor. Hatta gençler arasında yaptığım bir ankette gencin biri “Neden ülkeden eş seçiyorsunuz? Soruma yanıt olarak “Burada ki kızlar kendilerini ezdirmiyorlar, ben benimle evlenecek kişinin kayıtsız sartsız bana itahat etmesini istiyorum” demişti. Burada ki bu kişi yalnız kendi görüşünü dillendirmiyor gençler arasında genel kabul görmüş bir anlayışı dillendiriyor. TAM tarafından yapılan bir istatiğe göre her yıl 19 bin insan sadece Almanya ya bu tür evliliklerle geliyor. Merkezi Paris’te bulunan Elele Derneği'nin verilerine göre Fransa'da yaşayan Türkiyeli kızlarının yüzde 98'i, erkeklerin yüzde 92'si Türkiye'den evleniyor. Almanya'da ise bu şekilde yapılan evliliklerin oranı yüzde 60'ı aşmış durumda.
Belçika gibi Türkiyelilerin yoğun olmadığı ülkelerde bile her yıl 1300 kişi evlilik yoluyla Belçika vatandaşı oluyor.

Gelenlerin Eğitim düzeyi nedir?

Bu tür evlilikle gelen insanların eğitim düzeyi 0/0 5, üniversite mezunu, 0/0 28, lise mezunu geri kalan kısım kırsal kesimden ya da büyük kentlerin varoşlarından geliyorlar. Üniversite mezunu olan kişilerin evlilikleri çabuk çozülüp dağılıyor, lise mezunu olanların birliktelikleri ancak dört beş yıl sürüyor sonra kopmalar başlıyor. Ancak ilkokul mezunu olan kişilerin evlilikleri sürüyor ancak çok sorunlu bir şekilde devem ediyor.

Evlilikleri bitenler ne yapıyorlar ülkeye geri mi gidiyorlar?

Bir kısmı evet. Burada kalmak için kendileri için belirlenen yasal süreci dolduramadıkları için geri gönderiliyor hatta getirenler geri götürüyor pasaportuna da el koyarak tekrar geri gelmesin diye. Bir kısmı ilegal yollardan kalıyor bunlar genellikle erkekler oluyor eğer o esnada bir başka bayan arkadaş bulabiliyorsa acilen onunla evlilik yaparak kalmaya çalışıyor. Bu seferde başka sorunlar ortaya çıkıyor. Çünkü gencin niyeti sağlılıklı bir evlilikten çok burada kalmak için evleniyor. Kadınlar ise daha çok kadın sığınma evlerinde kalıyorlar.

Ne zaman kuruldu bu kadın evleri?

Almanya’nın genelinde sayıları ne kadardır bu evlerin?Konu ile ilgili Kadın sığınma evleri’nin bir yöneticisiyle yaptığım söyleşide Berlin’de ki 6 kadın sığınma evi var. İlk sığınma evi 1974 yılında Berlinde açılıyor. Almanya’nın genelinde sayıları ne kadardır bilemiyorum ancak Berlin de altı tane var.

Bu evlerde yoğunluk kimde Almanlar’da mı? Yabancılar’da mı?

1974 yılında Almanlar için açılmasına rağmen ancak bu sığınma evlerinde kalan kadınların 0/0 10 Alman oluşturuyor geri kalan kesimi yabancı. Yabancıların içinde de 0/0 50’nin üzerinde Türkiyeliler oluşturuyorlar. Ve Türkiyelilerin de neredeyse tümü paket evlilikler sonucu buraya gelmiş insanlar. Yaş ortalamaları 20-30 arası. Çoğu çok büyük bunalımlar sonucu ya doktorlar tarafından buralara gönderilmiş yada intahar deneyimleri olmuş polis tarafında buralara getirtilip yerleştirilmiş insanlardan oluşuyor.

http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=18506

Çağrılan Kişi Olmak...

Cihan AKTAŞaktascihan@gmail.com
Sayi: 344 - 25.05.2007
Çağrılan Kişi Olmak...
Konu İle İlgili Diğer Yazılar

"Menekşeli Mektup"ların yolunu gözlemek...

‘İthal gelin', bizi şaşırtacak bir olgu değil. Gelin her zaman gitmiş, evini, ismini, hatıralarını bırakarak gitmiş ve zaten ‘gelen' diye adlandırılmayı bekleyerek de yetiştirilmiş. İçleri kan ağlasa bile, gitmeden edemeyeceklerinin bilinciyle atlara binerek köyleri ovaları dağları sınırları aşmışlar. Bazen aileler, bazen de ülkeler arası ilişkileri geliştirmek, düzeltmek için gelinler ithal edilmiş; kan davalarının önünü alma maksadıyla aileler birbirlerine kızlarını göndermişler. Savaşlarda ganimet sayılan kızlar, bilmedikleri ülkelerde gelin olmuş, cariye kılınmışlar. Bazen Kafkasya dağlarında bahçesine sebze toplayan bir genç kadın, bir insan avcısının tuzağına düşerek yurdundan uzaklara götürülmüş, cariye ve köle pazarlarında satışa sunulmuş.

Yeni kurulacak yuvanın uzak yoldan geleni, kadınsa gelin; erkekse içgüveysi. Kadının yeni bir aileye uyum sağlamasının erkeğinkine göre daha kolay olduğu söylenebilir mi? Aileyi geçindirme sorumluluğu erkekte olduğu için, yeni kurulan yuvanın gidişatı da onun hayatına göre şekillenmiş. Bu saik, gelinin erkeğin ailesi karşısındaki edilgen ve sessiz konumunun da nedeni sayılmış. Aslında bütünüyle ekonomik olan bir anlayış kültürü de etkilemiş ve ‘gelen'in kız tarafı olması, gelin'in soyadını değiştirmesi tabii sayılmış.

Kızlar bazen okyanusların ötesine toplu olarak gönderilmişler, telleri duvaklarıyla. Yunanlı yönetmen Pantelis Voulgaris'in ‘Gelinler' isimli filmi, 1920'li yıllarda Yunanistan'dan Amerika'ya gönderilen mektup gelinlerinin hikayesini konu alıyor. Savaşlar nedeniyle anavatanda bekar erkek sayısı azalırken, evlilik çağındaki kızların sayısında da bir artma olur. Evlenme çağındaki kızları Amerika'daki göçmen hemşehrileriyle evlendirmek bir çözüm yolu olarak görünür, aracılara. Yüzlerce gelin 1920'li yılların başlarında, mektuplar kanalıyla tanıdıkları damat adaylarıyla evlenmek üzere İzmir'den vapura bindirilirler. Her birinin amacı ortak gibi görünse de hikayesi ayrıdır. Maziden, vatandan, ana baba ocağıyla bütünleşen kimlikten kopmanın, koparılmanın burukluğuyla sürecek bir yolculuktur bu. Beyaz gelinlikleri içinde büyük ölçüde meçhul bir geleceğe doğru yol alan gelinlerin mutluluktan uçuyor oldukları söylenemez. Gözleri arkada kaldığı için ileriye bakmakta zorlanıyorlardır. Yine de herkesin paylaştığı amaç, yeterli bir uyumu mümkün kılacak kadar kutsaldır:
Uzun yolculuklarla dünyaevine doğru yol alan, yurdundan ayrılan, ‘giden' kız, yine de ‘gelen' sayılmaktadır; çünkü, çağrılma bahtiyarlığına erişerek evde kalmaktan kurtulmuştur. Nereden çağrıldığı değildir önemli olan, çağrılmış olmaktır. Voulgaris'in filmini etkileyici kılan, vatan toprağından kocalarının açtığı yuvalarına doğru bir kopuş gibi gerçekleşen yolculuğa çıkan gelinlerin tevekkülü. Bir yaştan sonra yeni bir isimle, farklı bir toprakta yaşamayı olabilir kılan da bu toplumsal kabul: Kadının yeri, kocasının yanıdır.

Dönemimizin yeni, Türk toplumu açısından ise şaşırtıcı olabilecek olgusu, ithal damatlara dönük çağrılar. Birkaç yıl önce Dortmund'ta, farklı bir evlilik tipiyle karşılaşmıştım: Almanya vatandaşı kızlarla, Türkiye'den çağrılan damatların evliliği. ‘İthal damat' sınıfına mensup erkeklerin aile kurumunun yürümesi konusunda edilgin tutumları üzerine hikayeler dinlemiştim. İthal damatların büyük çoğunluğunun balık burcu olduğuna dair tespitimi bir yerlerde espri niyetine dile getirmişimdir. Duygusal, mekanına bağlı, ani kararlar veremeyecek kadar zamanına da bağlı sayılan balık burcu erkeklerinin bu tür bir çağrıya icabet etmesinin başlıca nedeni, tabii ki işsizlik. Bavul hazırlığı başlıklı hikayemin kahramanı Cemil'i hatırlamadan edemiyorum, balık burcu ithal damat sınıfından söz ederken...

Bavulunu-çeyizini toplayıp giden kişi erkek olduğunda, farklı sorunlarla karşılaşıyor yeni aile. Kaldı ki söz konusu olan bir de Avrupa'da sürdürülen getto yaşantıları içinde kendine bir yer açmak. Çağrılınca Avrupa yollarına düşüyor, Türk erkeği ama yine de‘giden', ‘çağrılan' kişi olmayı o kadar kolaylıkla kabullenemiyor bünyesi. Kendi vatanında, toprağında sesi gür çıkan, bilir kişi olan, eşiyle geliniyle ‘gelen' olarak konuşmaya alışkın erkek, dilini ve yaşama şartlarını bilmediği topraklarda aslan burcundan olsa dahi bir akvaryum ikliminde yaşamaya eğilimli oluyor.

http://www.gercekhayat.com/bolum.php?action=yazidetay&yaziid=820&sayi=344

Ithal damatlarin verdigi zararlar...

Ithal damatlarin verdigi zararlar...

-- Yazan Kişi: inuffTarih: 07-23-02 14:43
Merhaba arkadaslarIthal damatlarin kucuk bir kismi tamamen eslerine saygi icindeler, ama cooook buyuk bir bolumu cok saygisiz davranmaktalar! Bu sadece bir misal. Daha fazla ornekleride var.Ithal damatlarin bizlere ve kizkardeslerimize getirdikleri zararlar nelerdir?

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: sebnem026Tarih: 07-24-02 02:21vallahi saymakla bitmez inuff.arkadaslar ben bu hatayi bir kere yaptim ama sakin ola ki sizdeyapmayin.bulundugunuz yerden biriyle evlenin.aman aman!!

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: BİLGEKAĞANTarih: 07-24-02 11:51
SELAM,ÖNCELİKLE BEYNİNİZDEKİ DÜŞÜNCELERİ DEĞİŞTİRMELİSİNİZ.SİZ ALMANYADA YAŞAYAN BAZI BAYANLAR BELLİ YAŞA KADAR GEZEYİM EĞLENEYİM KISACA HAYATIMI YAŞAYAYIMDİYORSUNUZ VE BU HAYATINIZI YAŞARKEN ORADA BÜYÜK İHTİMAL FAZLA GÖZE BATIYORSUNUZ VE BELKİ DE ORDANEVLENECEK BİRİNİ BULAMIYORSUNUZ. VE HİÇ DE ÖNEMLİ DEĞİL DİYORSUNUZ.NASILSA TRDEN BULURUM BİR ÇOBASNDEYİP TR DEN EVLENİYORSUNUZ. TABİİİ EVLENDİĞİNİZ ÇOBAN OLUYOR ÇOBAN OLMASA NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİTANIŞIP GÖRÜŞMEDEN VE DAHA AYNI YIL GÖRÜP EVLENDİĞİ BİRİYLE NE KADAR ANLAŞABİLİR. TABİİİ ADAM NEYAPDSIN AVRUPA GÖRMEMİŞ YAŞAMI SADECE KENDİ KASABASINDA GEÇMİŞ VE BİRDEN AVRUPAYA AÇILINCADA BURANERE BEN KİMİM DİYOR VE KOYVERİYOR YAŞAMA KENDİSİNİ.TABİİİİ BUNUN ACISINIDA ÇEKEN SİZLEROLUYORSUNUZ.BENCE SİZ ÖNCE ORDAN EVLENMEYE BAKIN ÇÜNKÜ ORANIN KÜLTÜRÜNÜ ALMIŞSINIZ BUDA GAYET DOĞALBEN 4 YIL BAŞKA BİR ÜLKEDE YAŞADIM VE TR YE DÖNÜNCE ZORLANDIM DÜŞÜNSENE SADECE 4 YIL SİZ İSE ORDADOĞDUNUZ ORDA OKUDUZ VE ORDA YETİŞTİNİZ . VE VE SİZE DÜRÜST OLMAYI ÖĞRETMEDİ ALMANYAYA 1.KUŞAK GİDENTR LER SİZLERE HEP ALMANLAR SİZİ KANDIRMASIN SİZ ALMANLARI KANDIRIN DİYE ALIŞTIRDILAR( ÇOĞU HEPSİDEĞİL ).NEYSE ÖNCE DÜŞÜNCE YAPINIZI VE EVLİLİĞİN BİR OYUN OLMADIĞINI VE AYRICA EŞ OLSUNDA ÇOBANOLSUN ÇAMURDAN OLSUN DİYE DÜŞÜNÜRSENİZ DAHA ÇOK BOŞANMALAR OLACAKTIR. ONDAN SONRADA İTHAL DAMAT DİYEYAKINIRSINIZ. BEN DE TR DENİM AMA SENİN DÜŞÜNEMEYECEĞİN KADAR DA RENKLİ YAŞARIM VE YAŞADIM 28 KADARVE GEZERKEN DE BULDUĞUM KIZLARLA EVLENMEDİM HALADA BEKARIM ( YANİ EVDE KALDIM :))))) )

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: sebnem026Tarih: 07-24-02 15:17
sevgili bilgekagan, ne diyeyim söylediklerinde haklisin.ben tr den biriyle evlenmistim 4 yil önce veo buraya geldiginde ummadigim zorluklarla karsi karsiya kaldim.ilk önce dil sorunu sonrada issorunu.bütün hersey benim üzerimdeydi.sanki bir koca degilde bir evlat edinmistim.evin erkegi benhanimi ise oydu.böylelikle gözümde degeri kalmamisti evliligimin.evlenmeden önceki hayatimi veevlendikten sonrakini kiyaslayinca arada ne kadar fark oldugunu gördüm.evelenecek oldugun kisi ilkönce kendi ayaklari üzerinde durabilmeli.ben bunlari göz ardi etmistim o zamanlar.evliligim 8 aysürdü ayrildim.o yüzden genc kizlarimiza önerim benim yaptigim hatayi yapmasinlar,akliniz varsa trden evlenmeyin. sevgiler...sebnem

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: LlaraTarih: 07-24-02 17:24
katiliyorum bir iyimi/kötümü degerlendirmesi yapmadan,birz burda degisik bir kültür senteziyle yasiyoruz, onun icingidipte tr´den evlenip, aman ne olursa olsun evleneyim mantigi yalnis.Ben istemem TR´den birini cünkü bazi seyleri özlerim,mesela bir almanca konusmak.Sonra kücük cocuk gibi herseyiyle ugras,uffff, hayat kisa,yasam güzel.

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: haydibenTarih: 07-24-02 22:38
arkadaslarithal damat denen "seyler" acaip terbiyesiz tiplerdir..hic size soyle bir durum oldumu? veya boyle bir sey yasayan?mesela evlilik konusmalari yapilirken, oglanin babasi annesi vesaire "oraya cocuklar giderkentabiiki oradaki oturacaklari eve alacaklari esyalarin parasini falan oglanla gondeririz..." ve deutanmadan asagi yukari bir parada soylerler "ya tabii 4000 euro civarinda gondeririz iste!"... tabiioglanda diger yanda kizi kandirmaktadir: "tabii ya ben gelirsem mutlaka orada kuracagimiz evinparasini kurusu kurusuna getirecegim!"kisaca o zaman gelir, oglan almanyaya. fransaya, belcikaya, hollandaya iner ama cebinde soz verilenparanin onda biri bile yoktur!!!haydiiiii ne olacak simdi??? tabii kiz zaten calisiyor, iste o parayla ev duzulecek!!!! ustuneustluk oglan kizin kazandigi paranin bir kisminida babasigile "harclik" diye gonderecek!!!ve bu hikaye boyle gidecek... ithal damat turkiyedeki ailesi tarafindan bir sekilde "gurbet bankasi"gibi kullanilacak, ustelik bu para faizsiz ve geri odemesiz bir para!!!bu tur seyleride yasadinizmi? nasil yasadiniz? lutfen paylasalim dilerseniz...

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: sebnem026Tarih: 07-25-02 16:09
bu söylediklerin aynen benim basima geldi.tr den nisanlandim ve buraya dönmüstüm.5 ay sonradadügünümüz olacakti.ne oturacak bir ev vardi hazirda ne de mobilya.arada bi kayinvalidelerletelefonlasiyorduk.bir gün bana aman kizim sen hic merak etme sen oradan oturabileceginiz bir ev bulmobilyalarini al döse,biz bütün herseyin masraflarinin yarisini karsilariz.oglumuz gelirken yanindagöndeririz.veeeee sevgili ogullari geldi ve inanin yaninda 200 DM getirdi.sanki sadaka parasi.cokagrima gitmsti ama yinede sesimi cikarmamistim evliligim zedelenmesin diye.üstelik bizimkisi birpantolon bir gömlekle gelmezmi.gittim onun üzerine bir kac giyisi aldim.o günler aklima gelince yasebnem ne kadar da safmissin diye geciyor aklimdan sadece...allaha sükür gecti o günler!!

---Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: BİLGEKAĞANTarih: 07-25-02 20:54
yav sebnem seninle yazışmak istiyorum.ziyaretçi defterine mail adresimi bıraktım .lütfen bir gündenk gelelim burda saygılar

-- Re: Ithal damatlarin verdigi zararlar...
Yazan Kişi: zeybek01Tarih: 07-25-02 21:31
Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş.Gidip türkiyede evlenin adamın almanyaya gelince neyle nasıl bir ortamla karşılaşacağını düşünmeyin,onun ne istediğini kendinizin ne istediğini hiç düşünmeyin, dil sorunlarını, çevre sorunlarını, işsorunlarını, yaşam satandardı sorunlarını hiç aklınıza getirmeyin sonrada adam kötü deyip işiniçinden çıkıverin.Ne bekliyordunuz? Adam orda ayda 2000 euro mu kazanıyor? Sanki zengin olduğu için mi almanyayageliyor. Neymiş mobilyaymış filan. Geçinmekte gönlü olan evini kurar gider.Mobılya koltuk olsa da olur olmasa da.Ama hayatı böyle basıte alır, başlangıçta hiçbir şeyi düşünmezseniz daha başınıza çok şey gelir.

-- Re:BIrazda kendinizi sorgulayin
Yazan Kişi: HayaalTarih: 07-26-02 10:29
Sevgili formcular....Ithal damat ithal gelin ne oluyoruz ya....:-))Sebnemcim tr de yasam sahiden cok zor....cogu insan kurtulusu sevmedende olsa yurtdisindaevliliklerde buluyor....Peki sen bu sorunlari yasarken...veye bittigini söyledigin sorunlardan sonra kendine acaba ben nedenevlendim onda neler buldum evlenmek icin gerekli sevgiyi yakalamismiydik diye sordunmu....Ayrildigin esin sanirim su an geldigi yere dönmüstür....onun hayatinda ne gibi izler biraktin hicdüsündünmü...Cok sorumluluklar yüklendigin belli...seni bu konuda hic kimse suclayamaz....ama hata bastan yapiliyor iste.....üzerinize alinmayin ama....burada cok ceviz kiran ve kendinecevresinde bir es edinemeyen kisilerde evlenmek icin solugu türkiyede aliyor...ne demisler igneyi kendine cuvalduzu baskasina.....SAYGILARIMLA.......

--Re:BIrazda kendinizi sorgulayin
Yazan Kişi: sebnem026Tarih: 07-26-02 13:54
sevgili hayaal, ayrildigim esim tr ye dönmedi o hala burada.babamin destegi ile kalabildiburada.onlar bugün en iyi dost oldu benimse babamla 3 yildir kontagim yok.o beni degil onu tercihetti. sucum ise kendi istegimle evlenip sonrada ayrilmam.cok dogru söylüyorsun evet hata bende vebeni kimseler zorlamadi evlenmek icin,ama bu hatayi yapmis olmamla beraber en cok sevdigim varligibabami kaybetmis kadar oldum.nicin evlendigime gelince aslinda uzun hikaye ama ben burada kisa birsekilde anlatayim...evlenmis olmam evden kurtulusum demekti o zamanlar.annem ve babamin yillardiraralarindaki huzursuzluk ve tartismalarindan bunalmistim,careyi evlenmekte buldum.gözüm hic birseyigörmüyordu.evlenecegim kisiyi sevip sevmemem umrumda bile degildi.sadece evden kurtulmak icin birbahaneydi.sonra annem ve babam ileri görüslü insan degildiler.aksam üzeri bir kiz arkadasimin yaninagitmem icin izin bile alamiyordum.iki kültür arasinda büyümek o kadar zor bir durum ki.hele birdeailen seni bazi seylerden mahrum birakirsa.evlendim ve ayrildim.ayrildigimdan dolayi hic bir zamanpismanlik duymadim ama dedigim gibi babami kaybettim....saygilar sebnem

Re:Sana Katiliyorum sebnem
Yazan Kişi: HayaalTarih: 07-26-02 18:12
Iste bir noktada birletik...ayrilmaniz sadece sana zarar vermemis hem ailen hem eski esin herkezdencok sen negatif yönde etkilenmissin...Öyleyse söyle diyebiliriz evlenmek üzere olanlara....iyi düsünün sevginizi sayginiziölcün...geleceginizi herseyiyle bugünüyle yariniyla tartarak secin...Cünkü aile baskisindan kurtulmak evlenip sonra ayrilarakta cözülmüyor...yani var olan sorun hepvarolacaktir hersey biter..beraberlikler..evlilikler ama kan bagi kopmaz...bu aileniz yani annenizbabaniz kardesleriniz oldugu kadar ayrilmis esinizden varsa cocugunuz icinde gecerlidir....SIKINTILARINI anlamiyor degilim...hata düsünmeden evlenenler kadar onlari cikmaz SIKINTILARAsürükleyen ailelerede aittir......Söylenecek desecek o kadar cok sey varki aslinda..cevabin ve aciklamalarin icin tesekkürlersebnem....

-- Re:Sana Katiliyorum sebnem
Yazan Kişi: zeybek01Tarih: 07-26-02 19:16
sevgili sebnem,babanı ve aileni ileri görüşlü değil diye anlatıyorsun ama kusura bakma bu devirde sırf anne bababaskısından kurtulmak için rast gele bir evlilik yapmak daha büyük bir geri kafalılık.İnan senin durumuna çok üzüldüm. Ben babanı kaybetmiş olacağını sanmıyorum. Bir baba çocuğunu niyeterketsin? Aranıza bazı kırgınlıklar girmiştir. Doğru çabayı göstermeyi başarırsanız yine herşeyeski haline döner.Evlenmekle hem kendi duygularınla hem kocanın duygularıyla kumar oynamaya kalmışsın. Bu nedenleayrılmak en doğru karar olmuş. Dilerim bundan sonrası için kendini ve başkalarını daha ciddiyealırsın.

http://www.turkdunya.de/forum/rf42_t14650_ithal-damatlarin-verdigi-zararlar.html

5 Eylül 2007 Çarşamba

Damat ve Gelin - Bosanmalar

Damat ve Gelin - Bosanmalar

-- 21 ci yuzyila girerkene yeni teknolojinin ve ekonomik rafahin yukselisi ile kutsal olan evlilikler neden cabuk bosanmalara neden oluyor. Genelikle avrupada yasiyan insanlarimizin, adini duymak istemedigimiz kavram, ithal gelinler ve ithal damatlar.

Avrupaya goc etmis insanlarimizin turkiyede getirdikleri gelin veya damat adaylarin kisa bir sure sonra bosanmaya varacak durumlar hicte kucumsenecek bir sayi deyil.

Yurt disinda erken gelmis ve buyumus bir cocugumuzun, turkiyede evlenip ,adini ithal damat veya gelin dedikleri insanlarin bosanmalarin bas aktorleri cocuklar deyilde,malesef bilhassa buyuklerimiz buyuk rol oynuyorlar. cavaplarida cocuklarimiz anlasamiyorlar diye isin icinden ciktiklarinida sahit olmusuzdur.

Gelen damada gozu acilmadan bir ise girmesi ve turkiyede bulunan ailesine yapilan yardimlarin hor gorulur.Butun dikkatler aylar ve seneler gecmesine ragmen,isci yaptik daha ne istiyor. yani bir ailenin ferdi gibi deyilde, sanki oturmasini aldiktan sonra kizini veya oglunu birakacakmis gibi hislere kapilirlar.

Bu yikilan evliliklerin aci huzunla bitiyordur. Gelen gelin kizimizin sadece evde oturup mumkun oldugu kadar calistirilmamasi sadece kendi begendikleri insanlarla, hasir nesir olmalari isterler.sirasi geldiginde hic acimassiz hakaretlerde yapilabiliyor. Bu ithal damat ve gelinlerimizin yuzeysel olarak konusmasak bile gercegin altinda bu yatar. bunlarin asil sorumlulari bizzat buyuklerimizin kendilerinde buluyorum malesef.

Saygilarimla Ramazan Ates


-- Bismillahirrahmanirrahim namaz kilmadan önce abdest aliriz abdest olmadan namaz olmaz evlenmeden önce istek sevgi tanisma ve nisan olur ve sonra evlenme ,namaza baslarken niyett ederiz sirf Allah rizasi icin peki evlenirken niyet neki acaba ....

avrupa..... oglum askere gitmesin hayattini kurtarsin köyde kiz yok mu? , kizim avrupaya gittsin hayatini kurtarsin köyde erkek yok mu ?

.... iste büyükler menfeaat cikar... Allah kuranda söyle buyurur. sizlerden menfaat cikari bulunmayanlarla (sirf Allah rizasi icn )beraber olun. gencler anlasamadi eeee niyet belli köyde erkek, kiz adayi yok mu .....

Kurani ve sünnetti hayatiniza yansitmayacaksiniz Allah korkusu ,ecel ,kabir korkusu ,mahser korkusu yok evlenmeye gelince (avrupa isin icinde olunca) Allah in emri peyg. sünneti siz simdi Allah a teslim olmayacaksiniz Kurana sünnetti uygulamayacaksiniz ondan sonra KADER ne demek yani Allah tan size vahimi geliyorki siz böyle yapiyorsunuz . Kimse kimseyi kandirmaya calismasin puan toplamaya calismasin ,Allah görüyor Allah duyuyor gizledikllerinizide ..... bedeninizi ic ve dis tehlikelerden koruyacaksiniz haramlardan yasaklardan bir abdestin kabul olmasi icin .Yoksa abdest kabul olmaz namazda olmaz.(evlilikte böyle niyet önemli yoksa fazla sürmez niyet güzel degilse) hem haram ye hem Allah in dedigini yapma ,peyg. sünnetini uygulama hem kul hakki ye menfeaat cikarin neyi gerektiriyorsa yap yeterki avrupali olsun ondan sonra anlasamadilar KADER . Kader degil hassaaaa niyet bozuk Imami Gazaliye göre kader demek mekruhtur yani harama yakin . bir ayette Bismillahirrahmanirrahim insanlarin yaptiklarindan dolayi baslarina gelir cogu bunu bilmezler Allah tan güzellik gelir , kötülük nefisten gelir Allah i bilmeyenlerle korkmayanlarla alis veris yapilirsa iste bu olur KADER Allah sözünde durmayanlari sevmez Bizi aldatan bizden degildir(müslüman degildir)HZ muhammed sav niyett bozuk oldumu ibadetler (namaz oruc vs....bosa gider Allah göstermesin ) ibatedin sartlari var evlenmeninde daha fazla yazmak istemiyorum es slm alleyküm

http://www.zincirlikuyu.org/Forums-file-viewtopic-t-213.html

İthal damatlar neden mutlu olamıyor?

İthal damatlar neden mutlu olamıyor?

Tarih: 6.08.2003

Mustafa Keklik ve Erdoğan Hasesoğlu, Almanya’nın Stuttgart şehrinde yaşayan iki bacanak. Keklik, bir döner dükkanını işletiyor, Erdoğan Hasesoğlu ise doktor. İki bacanağın ortak özelliği, kamuoyunda ‘ithal damat’ olarak bilinen yöntemle Almanya’ya gelmiş olmaları. Onlar ‘ithal eşler’ denilen ve evlilik yoluyla Almanya’ya göç eden Türkler arasında az rastlanan başarılı örneklerden. Çünkü ithal damat veya gelin denemelerinin büyük çoğunluğu başarısızlıkla sonuçlanıyor, birçok eş birbirinden kısa süre sonra ayrılıyor ve ülkesine geri dönmek zorunda kalıyor. Mustafa Keklik aslında bir mülkiyeli.

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Türkiye’nin farklı ilçelerinde kaymakam olarak görev yapmış; ancak sonra tası tarağı toplayıp kayınpederinin Almanya’daki dönerci dükkanının başına geçmiş.

İthal damat olarak Almanya’ya gelen Erdoğan Hasesoğlu ise Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirmiş. 1996'dan bu yana Stuttgart'ta yaşayan Erdoğan Hasesoğlu, psikiyatri kliniğinde çalışıyor. Hasesoğlu’nun Türkiye’de psikiyatri eğitimi almamasına rağmen Almanya’da bu alana yönelmesinde Türk eşlerin yaşadığı problemler etkili olmuş.

Kendisi de evlilik yoluyla Almanya’ya yerleşen biri olarak bu noktada yaşanan problemleri yakından bildiğini vurgulayan Hasesoğlu, “Bu alanda bir ihtiyaç gördüğüm için psikiyatri bölümünde başladım.” diyor. [Kaynak: Zaman-Zafer Özcan / Stuttgart]

Yorumlar

--Re: İthal damatlar neden mutlu olamıyor? Gönderen: fikocan Tarih: 8.08.2003

bende o iste ithal damat denilenler varya onlardan biriyim. Bosuna sagda solda aramayin buradayim itiraf ediyorum iste o aranan ithaldamat benim , ohh be rahatladim , sucluyum cezama da raziyim , sahi nedir ya bunun cezasi :)

-- Re: İthal damatlar neden mutlu olamıyor? Gönderen: Anonim Tarih: 20.05.2007

Ithal DamatlarTerk ettik Vatani düstük yollara
Coktan veda ettik gonca güllere
Biz cok hasret kaldik tatli dillereNe cileler cekti Ithal Damatlar
***********
Hayat Müsterekmis !! girdik mutfaga
Kimileri maruz kalmis t o k m a g a,
Kuru yaprak olduk düstük topraga
Zaten hic yesermez Ithal damatlar
***********
Karyer dendimi tüm dünya durur,
Öyle dostlar varki arkadan vururCanyoldasi düsmüs, bunlar kimi korur.
Bes kurus etmiyor Ihtal damatlar.
************
El etek cekildi ana vatandan
Medet umar olduk esrar satandan
Sosyalamt`dan yiyip keyif catandan,
Birisi olmasin Ithal damatlar..
*************
Kimisi evlenmis akrabasilya
Sonunda ters düsmüs öz babasiyla,
Selami kesilmis dostun hasiyla,
Aslini terk etmis ithal damatlar.
**************
Kizlarin hedefi bir kurban bulmak,
bekaret denilen töreye uymak
konudan komsudan hos seyler duymak,
Zaten boynuzluydu Ithal damatlar.
**************
Kimi BMW almis taksit ödüyor,
Hatun diskolarda ayyas güdüyor,
Sabah eve gelmis !! calim ediyor,
Sistem buymus diyor ithal damatlar..
*************
Canina tak etmis düsmüs birkere
Heder olmus batmis düsmüs yerlere
Askerlik degilki gelsin tezkere
Gün bile sayamaz Ithal damatlar..
************
Derin bir sirdirki hic anlatilmaz,
Namus dedik gardas atsan atilmaz !!
Can yoldasi olmus bu abartilmaz...!!
Sineye cekmisler, Ithal damatlar..
***********
Cok yuvalar sönmüs, cocuk ortada
Kimin umurunda !!!, kaynana turda
Türkiyede cok var biri oltada !!!,
Aramiza hos geldiniz yeni Ithal damatlar
***********
Yugendamt kapiya dayandi durdu,
Ilk sorusu ona maasi sordu, !!
Gider yokmus sanki birde o vurdu.
Ödemeye mahkum olmus ithal damatlar.
************
Damat isten gelmis elbise kirli,
Evde misafir var hain fikirli...
Birde fino almis boynu zincirli
Köpek gezdirirler Ithal damatlar..
************
Yazacak cok sey var bu burda bitmez
Euro`da deger yok hic maas yetmez..
Avrat hanim olmus ek ise gitmez..
Ücten fazla anahtar tasir. ithal damatlar.
***********
Internet sayfalari dolmus tasiyor,
babalar analar bosa yasiyor....
gücü yetmez artik helallesiyor...
zebaniye kaldi ithal damatlar..
**********
Sair Ensar yazar gercek sözleri
Bilmeyen dostlarim duysun bizleri,
Analar babalar görür kizlari
Yinede suclanir Ithal damatlar...



-- Re: İthal damatlar neden mutlu olamıyor? Gönderen: Anonim Tarih: 20.05.2007

Size göndermis oldugum siiri, bir cok ithal damat arkadaslarla... oturup dertlestikten sonra yazdim.yoruma aciktir... hedef herhangi bir kisi degil. sadece yasanan olaylari kaleme almak istedimyorumlariniz icin Email adresim; Ensar1965@hotmail.de


http://www.gurbetport.com/site/modules.php?name=News&file=articleNew&sid=2682&flag=haberDevam

Avrupa'daki Türkiye

Aksiyon Dergisi Zafer Özcan - z.ozcan@aksiyon.com.tr - Sayı: 523 - 13.12.2004

Avrupa'daki Türkiye

Almanya’nın Berlin kentinden objektifimize yansıyan bu görüntü, Avrupa’daki Türkler ile Avrupalılar arasındaki temel çelişkiyi özetler nitelikte! Öndeki Alman vatandaşları, gittikçe yaşlanan Avrupa’da en sık rastladığımız görüntülerden. Arkadaki genç Türk anne ve iki çocuğu da yaşlı kıtanın tanıdık siluetlerinden. Göçmen Türkler artık AB için en gözde ‘nüfus sermayesi.’

“Halen, nereye ait olduğumu kafamda netleştiremedim.” Bu sözler, Fransa’da yaşayan bir Türk’e, Ayşe Atlı’ya ait. Fransa’nın Strasbourg kentinde yaşıyor. Moda tasarımcısı ve kendine ait bir butiği var. Yurtdışında doğmuş, ancak orta öğrenimini Türkiye’de yapmış. Gurbetteki hayata bir türlü uyum sağlayamadığını söylüyor Ayşe Atlı, Fransa’da doğup büyümesine rağmen…

Yukarıdaki sözler, Avrupa’da yaşayan milyonlarca Euro-Türk’ün yaşadığı kimlik problemini, kendi ülkelerindeki geleneksel değerlerle modern dünya arasında kalmış insanların karşı karşıya kaldığı ikilemi gözler önüne seriyor aslında… Elbette, hem dindar hem de modern olmayı isteyen; bunu isterken de asimile olmadan, yaşadıkları coğrafyanın bir parçası hâline gelmeyi arzu edenlerin yüz yüze kaldığı bir gerçeği de…

Avrupa’daki Türkler gerçeği

Bugün Euro-Türkler olarak anılan insanların yaşadıkları şüphesiz sadece kimlik problemi ile sınırlı değil… İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya “işçi” olarak “göç” eden birinci nesille, onların torunları arasında bir “kuşak” çatışması da söz konusu. Birinci kuşak, gurbeti vatan kabul edemeyen bir nesli temsil ediyor. Halbuki, onların torunları için vatan artık yaşadıkları “gurbet” topraklarından başkası değil… Birinciler, asla ana dillerini ve kültürel değerlerini terk etmez iken, üçüncü kuşak ne doğru dürüst ana dilini konuşabiliyor ne de dedelerinin yaşatmaya çalıştığı dini, kültürü ve geleneği tanıyor. Bir de buna ithal damat ve gelinlerin “aileye, çevreye, topluma uyum” konusunda yaşadığı sıkıntılardan kaynaklanan problemleri, Türk çocuklarına verilen eğitimin yetersizliği gibi sorunları da eklemek gerekiyor.

Sayıları 4 milyonu bulan Türkler, ne Avrupa'nın ne de Türkiye'nin ihmal edeceği bir kitle artık. Çünkü, 1960'larda başlayan göç olgusu bugün sosyal bir vak’aya dönüşmüş.

Nitekim, AB kapısı önünde bekleyen yeni “Türk” dalgası öncesinde Avrupa'daki gurbetçiler entegrasyonu tartışıyor, yaşadıkları ülkelerin siyasî haklarından istifade etmeye çalışıyor, ekonomi alanında büyük yatırımlara imza atıyor, gelecek nesillerin eğitimi ile daha fazla meşgul oluyorlar.

Avrupa Birliği sürecinden istifade etmeye çalışan, gelecek nesillerin eğitimi ile meşgul olan bambaşka bir kitle var karşımızda...

Türklerin Avrupa macerası, 30 Ekim 1961’de Almanya ile Türkiye arasında imzalanan “işçi alımı anlaşması” ile başlar. Binlerce Türk, gurbetin yolunu tutar. 12 yıl sonra sadece Almanya’dakilerin sayısı 900 bine ulaşır. Başlangıçta para biriktirip en kısa sürede dönme niyeti ile yola çıkanlar, dönüşün hiç de kolay olmadığını kısa zamanda fark eder. İşçi alımı durduktan sonra 1970’ler, işçilerin ailelerini “istek” yöntemi ile yanlarına almaya başladığı yıllar olur. Birinci kuşak sürekli, “kalma” ve “dönme” ikilemini yaşar kendi içinde… Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin (TAM) araştırması, göçün farklı bir nitelik kazandığını gösteriyor. Sadece erkeklerle başlayan göç dalgası artık kadınları da içine almış. TAM’ın 2003 verilerine göre, Almanya’daki Türklerin yüzde 54’ü erkek, yüzde 46’sı ise kadınlardan oluşuyor.

Onların gurbet hikayesi şokla başladı

Berlin’de yayın yapan özel Türk televizyonu TD1’in sahibi Dursun Yiğit, kırsal kesimden gelip modern şehirlerde yaşamaya başlayan işçilerin karşı karşıya kaldığı çelişkiyi “İlk gelenler, Türkiye’de büyük şehir görmeden Berlin’i gördü. Onların gurbet hikâyesi bir şokla başladı.” sözleriyle anlatıyor. Doğal olarak bu şokun ilk etkisi “korunma” içgüdüsü olur. Kendilerini “yaban ellerde” savunmasız hisseden gurbetçiler, hemşehrileri ile birlikte aynı şehirde yaşamaya başlar. Bir süre sonra da sadece Türklerin ikamet ettiği “Türk mahalleleri” çıkar ortaya… Bakkalı, kahvehanesi, kasabı, balkonlarındaki çanak antenleri ile tipik bir Anadolu kasabasına döner Berlin’deki Kreuzberg, Brüksel’deki Skarbeg, Paris’teki Strasbourg Saint Denis, Amsterdam’daki Bosenlommer, Köln’deki Keupstrasse, Gent’teki Sleepstraat, Duisburg’daki Maxloh bölgeleri…

Türk göçmenlerin entegrasyonu üzerine çalışan Dilek Kolat, 34 yıldır Almanya’da yaşıyor. Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Berlin Eyalet Milletvekili. Ona göre, Türklerin birlikte yaşaması gayet doğal. Zira, insanımız birbiriyle her konuda dayanışma içinde… Aralarındaki sosyal bağlar çok kuvvetli. İşi çıktığında çocuğunu komşusuna bırakabiliyor insanlar. Bir yönüyle ‘gettolaşma’ diye eleştirilen birlikte yaşama kültürü, her ne kadar uyum konusunda ciddi mesafe alınmasını engellese de daha büyük sosyal problemleri de önleyebiliyor.

Fakat, toplu yaşamanın eğitim konusunda bir dezavantaj olduğu çok açık. Alman eğitim sistemine göre aileler çocuklarını sadece yaşadıkları semtlerdeki okullara gönderebiliyor. Dolayısıyla, Türklerin yoğun olduğu Kreuzberg gibi bir bölgede Alman öğrenciler okulda “azınlık” olabiliyor. Türk öğrenciler Almanca konuşacağı yerde, Almanlar Türkçe öğrenmeye başlıyor! Çocuklarını korumak isteyen Alman aileler, hatta mali durumu iyi Türkler başka mahalleye taşınınca, sosyo-kültürel düzeyi düşük, eğitimini tamamlayamamış genç bir kitle kalıyor geride… Bir de gece gündüz çalışan aileler ve onların ihmali sonucu suça karışan genç Türkler…

11 ay köle, bir ay kral!

TAM bünyesinde başlatılan ve kurum uzmanlarından Turan Küçük’ün bizzat ilgilendiği Türk İşletmelerinde Meslek Eğitimi Projesi, eğitim alamamış gençleri sokaktan kurtarıp bir meslek sahibi yapmayı hedefliyor. Üç yıl sürecek proje kapsamında 500 gence meslek eğitimi verilecek. Projeye katılım konusunda hem gençlerin hem de işletme sahiplerinin ikna edilmesi gerekiyor. Zira, meslek eğitimi verilen gençler bazen, çalıştıkları işyerini soyabiliyor.

Duisburg’da Şafak marketin sahibi Şafak Celil, projeye katılanlardan. Markette üç genci çalıştırıyor. Ancak, meslek eğitimi alanlardan ikisi kendi çocuğu. İşlerin yoğunluğundan çocuklarını kendi yanında çalıştırmayı akıl edemediğini söyleyen Şafak Celil, projeyi çok faydalı bulduğunu söylüyor. Trabzonlu gurbetçinin yaşadığı deneyim aslında bir yönüyle güzel; ama Türklerin içinde bulunduğu durumu göstermesi bakımından ise hayli vahim.

Gurbetçilerin, çocuklarını ihmal edecek kadar çok çalışmasının sebebi ne olabilir? Cevap, “para hırsı” şeklinde oluyor genelde. Türkiye’de “yokluk” içinde olan insanların ciddi paralar kazanma isteği, konuştuğumuz gurbetçiler tarafından “Buradaki işçiler, bir ay kral gibi yaşayabilmek için 11 ay köle gibi çalışıyor.” şeklinde yorumlanıyor. Özellikle iyi eğitim almış “ikinci nesil” Türklere göre, gurbetçiler büyük umutlarla bırakıp gittikleri memleketlerine tatil için döndüklerinde akrabalarına ve tanıdıklarına mahcup düşmek istemiyor. Ne kadar çok kazandıklarını ve gurbette tutunabildiklerini göstermeleri gerekiyor. Ancak, bu psikolojinin bedeli hayli ağır: Alman hapishanelerinde yatan 25 bin Türk, diplomasız çocuklar, çetelerin ve uyuşturucunun ağına düşmüş gençler…

Mahkum gençlerin moral hocası

Gürbüz Yalçın, Hollanda’nın Haarlem şehrindeki Koepel Hapishanesi’nde din görevlisi. 11 yıldır çeşitli hapishanelerde sözleşmeli olarak çalışıyor. Kendisi, kader mahkumu Türk gençleri ile sürekli beraber. Hollanda dilini, Türkçe kadar iyi konuşabildiği için tercih ediliyor. 1990 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak 25 yaşında bu ülkeye gelen ve üç yıl diyanet vakfında çalışan Gürbüz Yalçın, “Bizim asıl işimiz moral hocalığı.” diyor. Türk gençleri için hapiste geçen günlerin katlanılması zor bir imtihan olduğunu anlatıyor. İçeri düşen gencin utandığından ailesine haber vermediğini, birçok ebeveynin çocuğunun hapiste olduğunu bile bilmediğini söyleyen Yalçın, aile ile mahkumun arasını bulma işinin kendisine düştüğünü belirtiyor.

Çocuklarını sokağa kaptıran aileler

Necmettin Çelik’in asıl mesleği sosyal pedagoji. Ama, yönetmenlik ve yazarlık yapıyor. Kendini gurbetçi çocukların uyum sorunlarını çözmeye adamış. Alman eğitmenlerin Türk gençlerini anlayamadığı için onlara yeteri kadar yardımcı olamadığı görüşünde. Almanlar da aynı fikri paylaşıyor olmalı ki nam-ı diğer Neco’yu Alman eğitmenlerle Türk gençleri arasında köprü olması için seçmişler. Kendisine kurs verip formasyon kazandırmışlar. “Gençlere özgüven kazandırmaya çalışıyoruz.” diyen Necmettin Çelik, çoğu Türk gencinin aileden gelen problemler yaşadığını söylüyor: “Beş altı çocuğu olan aileler, genelde çocukların iki veya üç tanesini sokağa veriyor. Sokakta kalanlar da gangster veya çete mensubu olarak kariyer yapıyor. Sonra da kendilerini sokakta ispat etmeye çalışıyor.”

Alman İstatistik Dairesi’ne göre, bu ülkede yaşayan Türklerin yaklaşık yüzde 30’u öğrenci. 2002-2003 öğretim yılında 418 bin 118 Türk öğrenci ilk, orta ve lise düzeyinde, 78 bin 51’i de meslek eğitimi okullarında öğrenim görüyor. 33 bin 171 öğrenci ise bir işyerinde meslek eğitimi alıyor. TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, bu rakamlara 24 bin üniversite öğrencisini de ekliyor. Böylece resmî rakamlarla açıklanan 1 milyon 912 bin Türk vatandaşının 553 bininin öğrenci olduğu ortaya çıkıyor. Şen, Alman vatandaşlığına geçenler de sayıldığında Alman üniversitelerinde okuyan Türk kökenli öğrenci sayısının 35 bini aştığını söylüyor. Şen’e göre, eğitim seviyesindeki bu hareketlenme Almanya’daki “misafir işçi” imajının tarihe karıştığını gösteriyor.

Zaman içinde tarihe karışan bir başka gerçek ise “dönüş” olgusunun yerini “kalıcı” olmaya bırakması… “1973’te Berlin’e gelirken babam bana, ‘200 bin lira biriktir ve dön geri’ demişti. Ama dönemedik. Bana göre birinci neslin geri dönmesi mümkün değil.” sözleriyle özetliyor aslında İsmail Gökmen, gurbetçilerin geldiği son noktayı. Peki, kesin dönüşü engelleyen sebepler neler? Bunları birkaç başlık altında toplamak mümkün.

Türkiye’de bize böyle bakamazlar!

Her şeyden önce ilk gurbetçiler, bugünün yaşlıları. Üstelik ağır işlerde çalıştıklarından birçoğu hasta. Avrupa’daki sosyal güvencelerden ve sağlık imkanlarından yararlanıyorlar. Uzun yıllar yurtdışında yaşadıklarından Türkiye’deki sosyal çevreden uzaklaşmış durumdalar. Anavatanlarında yabancılık çekme ihtimali gözlerini korkutuyor. Üstelik, Almanya’da doğan çocuklarının Türkiye’deki eğitim sistemine ve sosyal hayata uyum sağlamaları çok zor. Bir de bunlara dönenlerin yaşadığı kötü tecrübeler ve birikimlerini eriten ekonomik krizler eklenince, dönüş yolu tercih olmaktan çıkıyor onlar için.

Uydudan Türk televizyonlarını seyretmek, akrabalarıyla telefon vasıtasıyla görüşmek; dernekleri, spor kulüpleri ve camileriyle sosyal hayatı burada yaşamak “teselli olarak” onlara yetiyor şimdilik. Sivil toplum kuruluşu şeklinde çalışan cami dernekleri, Türk toplumu için bir buluşma mekanı aynı zamanda. Örneğin, 2 bin kişi kapasiteli Duisburg Merkez Camii çok fonksiyonlu bir mekan olarak tasarlanmış. Cami derneğinde görevli Elif Saat, “Mekanı sadece bir ibadethane değil bir buluşma merkezi olarak planladık. Proje için AB’den fon desteği aldık. Çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak açısından camimiz çok fonksiyonlu olacak.” diyor. Bugün sadece Almanya’da 2 bin 400 cami derneği ve minareli 80 cami faaliyette. TAM’ın verilerine göre, Türklerin yüzde 93’ü Müslüman. Bunların yüzde 88’i kendisini Sünni, yüzde 11’i Alevi olarak tanımlıyor.

Emekli Türklerin neden vatanlarına dönmek istemediği sorusuna en iyi cevap, belki de 96 kişinin yaşadığı Duisburg’daki Yaşlılar Evi. Yaşları 52-70 arasında değişen 11 Türk burada barınıyor. Bir kısmı Alzeihmer hastalığından mustarip. Sürekli unutuyor ve kendi ihtiyaçlarını göremeyecek durumda. Çoğunluğu ise çocukları ile problemli. İçinde mescidi, hatta alaturka tuvaleti olan huzurevinde bedava kalan Türkler hâllerinden memnun. “Türkiye’yi özlemiyor musunuz?” dediğimizde, hepsi söz birliği etmişçesine, “Evladım Türkiye’de bize kim böyle bakacak? Burada her ihtiyacımız karşılanıyor.” diyorlar.

Müslüman mezarlığı için arazi talebi

Gurbette kalma fikrinin ağır basmaya başladığının bir göstergesi de son yıllarda artan “Müslüman mezarlığı” talepleri. Yıllarca cenazelerini Türkiye’ye gönderen gurbetçiler, şimdi ölülerini gömmek için yöneticilerden mezar yeri istiyor. Birinci kuşak cenazeleri halen Türkiye’ye gönderilse de Avrupa’da doğmuş ve küçük yaşta vefat etmiş gurbetçi çocuklar, anne babalarının çalıştığı ülkelerde toprağa veriliyor. Berlin’deki Şehitlik Camii’nin bahçesindeki mezarlık gurbette vefat edenlere ev sahipliği yapıyor.

Kalıcılığı gösteren ikinci önemli işaret gurbetçilerin mülk edinmeye başlaması. Yıllarca Türkiye’de gayr-i menkule yatırım yapan, gurbette ise kenar semtlerde kiralık evlerde oturan, ailesini getiremediği için bekar odalarında kalanlar şimdi yaşadıkları şehirlerde ev satın alıyor. 2003 verilerine göre AB ülkelerinde ev sahibi olan Türklerin sayısı 180 bine ulaşmış. Bu demektir ki, AB ülkelerinde yaşayan her beş Türk ailesinden biri kendi evinde oturuyor.

Son dönemde, yaşadıkları ülkenin vatandaşı olma eğilimi de kalıcılığın bir diğer göstergesi. Çifte vatandaşlık hakkı tanımayan Almanya’da bile 730 bin Türk Alman pasaportuna sahip. Kuşkusuz bu sayının artması, Türklerin Alman siyasetinde belirleyici bir konuma gelmesi demek. Eylül 2002’de yapılan son genel seçimlerde Başbakan Gerhard Schröder’in, seçimi Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi adayı Edmund Stoiber’in kıl payı önünde tamamlaması Türk oylarına bağlanıyor. Ancak, Türklerin henüz sahip oldukları bu gücün farkında olduğu pek söylenemez. Kuzey Ren Westfalya Eyaleti’nin önemli şehirlerinden Essen’de belediye başkanının belirleneceği Ekim 2004 yerel seçimleri sırasında “oy veren Türk vatandaşı” bulamamamız bu konuda alınacak epey mesafe olduğunu gösteriyor.

Türkler oy verme konusunda isteksiz olsa da siyasete atılanlar da yok değil. SPD’den Berlin Eyalet milletvekili Ülker Ratzwilli bunlardan biri. İsmail Gökmen’in kızı olan Ülker Hanım, “Gelirken yanımda sadece sazım vardı.” diyor. İsmail Gökmen, SPD’de etkili çalışmalar yapmasına rağmen milletvekili olmayı düşünmemiş. Ancak kızını bu konuda desteklemesini ise “Ben birinci nesilim. Kuruyum, eğilirsem kırılırım. Ama Ülker gibi her iki toplumu da iyi tanıyan ikinci neslin şansı politikada daha fazla.” sözleriyle açıklıyor.

Siyasi alanda boy gösterenlerden biri de Emin Kır. Yerel veya ulusal parlamentoya ve Avrupa Parlamentosu’na seçilen Türk kökenlilerden sonra Emir Kır bir ilki gerçekleştirdi ve Belçika’da kabineye girmeyi başardı. Temmuz ayından bu yana Brüksel eyaletinde temizlik, sosyal işler ve aileden sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapıyor. Son yıllarda Euro-Türklerin Avrupa siyasetindeki ağırlıkları da artıyor. Cem Özdemir ve Vural Öger Almanya’dan, Emine Bozkurt Hollanda’dan Avrupa Parlamentosu’na seçildi. Ayrıca, Lale Akgün ve Ekin Deligöz Alman Meclisi’nde; Özcan Mutlu, Ülker Ratzwilli ve Dilek Kolat Berlin Eyalet Parlamentosu’nda; Nihat Eski, Nebahat Albayrak, Fadime Örgü, Coşkun Çörüz ve Fatma Koşer Kaya Hollanda Meclisi’nde; Cemal Çavdarlı ve Fatma Pehlivan Belçika Senato ve Parlamentosu’nda görev yapıyor.

Brüksel’de siyasal bilgiler okuyan Emin Kır’a göre, bir Türk genci kendi dilini ve kültürünü ne kadar iyi öğrenirse, yaşadığı ülkenin dil ve kültürüne de o kadar kolay uyum sağlayabilir. “Avrupa’da yaşayan Türk çocukları, Türklüğünü sadece futbol maçlarında buluyor. Kimlik meselesini içi boş bir konsept olarak yaşıyor. Bu da uyumu zorlaştırıyor.” diyen Emin Kır, çok kimlikli olmanın sorun çıkarmadığını, asıl problemin bir kimliği ısrarla reddetmek olduğunu söylüyor.

Tezini de “Belçika Dürümü” ile izah ediyor. Anlattığına göre Belçika Dürümü’nün etini burada yaşayan Lübnanlılar hazırlıyor. Salatası Türk usûlü yapılıyor. Sosu ve patatesleri ise Belçika’ya özgü. Dürümü hazırlayıp satanlar ise Türkler. Belçika dürümündeki bu sentezi kimlikler için öneren Emir Kır, “Sentezli kimliklerden korkmayın.” diyor.

Türkler: En hızlı girişimciler

Avrupalı Türklerin başarılı olduğu alanlardan biri de iş dünyası. Önceleri “işçi” konumunda olan Türklerin bir kısmı şimdi “işveren” durumunda. Girişimci yönleriyle öne çıkanlardan bazıları tutunamayıp iflas da edebiliyor. Almanya’nın pastırma kralı sayılan ve 40 yıldır bu ülkede yaşayan Hilmi Selçuk, iş dünyasına Hamburg sokaklarında seyyar satıcılık yaparak girmiş. Birkaç kez iflas etmesine rağmen içindeki girişimci ruhla ayakta kalmayı başarmış. Bugün, Frankfurt’taki üretim tesislerinde yılda 200 ton pastırma üretiyor. Geçen yıl Almanya’da yapılan ve altı ülkeden 478 gıda üreticisinin katıldığı bir değerlendirmede altın madalya kazanması da yaptığı üretimin kalitesini ortaya koyuyor.

Remzi Kaplan ise Avrupa’nın döner kralı. Özellikle Doğu Almanlara Türk dönerini ilk tattıran girişimci olan Kaplan, bugün sadece Almanya değil, Hollanda’da da döner üretiyor. Avrupa Türk Dönerciler Birliği’nin başkanlığını yapıyor. Almanya genelinde günlük 30 ton döner tüketiliyor. Sadece Berlin’de Türklere ait 36 döner imalathanesi var. Almanya genelinde ise bu rakam 80’in üzerinde. Remzi Kaplan, döneri Almanların tükettiğini belirterek, “Türkler döner yemez.” diyor.

Bakkal dükkanları da Türk girişimcilerin en fazla ilgi duyduğu alanlardan bir diğeri. Bugün Avrupa ülkelerinde yıllık ciroları 12 milyar Euro’yu aşan 30 bin civarında Türk bakkal var. Ayrıca, sırf bu bakkalların satacağı gıdaları temin eden Türk toptancılar, Avrupa Türk Gıda İthalatçıları Birliği adlı bir meslek örgütüne sahip. TAM’ın 2002 yılı verilerine göre, Avrupa genelindeki Türk girişimci sayısı 82 bin 300 civarında. Yıllık ciroları 35 milyar euro olan Türkler, işletmelerinde 411 bin kişiyi istihdam ediyor. Almanya’daki Türk girişimci sayısı ise 56 bin 800. Bunlardan 12 bin 600’ü kadın girişimci. Türk girişimcilerin sadece Almanya’da istihdam ettiği insan sayısı 300 bin civarında. Almanya’da Türk girişimciler 100’ün üzerinde alanda faaliyet gösteriyor.

Hollanda şirketleri Türklere kalacak

Hollanda’da Türk girişimci sayısı 12 bin 500. Bu da 15-64 yaş arası Türklerin yüzde 12’sinin girişimci olduğu anlamına geliyor. Oysa aynı yaş aralığındaki Hollandalıların sadece yüzde 11’i girişimci. Utrecth Üniversitesi Yönetim Kurulu Danışmanı Sosyolog Adem Kumcu, Türk girişimcilerin gelecek on yılda Hollanda ekonomisini büyük ölçüde kontrol edeceği öngörüsünde bulunuyor: “Hollandalı iş adamları gittikçe yaşlanıyor. Bunların önemli bir kısmının vârisleri yok. 10 yılda yaşlı iş adamları toplam 100 bin şirketi sahipsiz bırakacak. Bu şirketlere ciddi şekilde talip olacak tek grup Türkler.” Hollanda’da 350 bin Türk yaşıyor. Çifte vatandaşları da dahil ettiğinizde bunların yüzde 85’i Hollanda vatandaşlığına sahip.

Diğer Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında Euro Türklerin en örgütlü olduğu ülke Hollanda. Sosyal kontrol son derece yüksek. Göçmenler konusunda çalışmalar yapan Hollandalı uzman Jean Tillie, Türklerin örgütlenme becerisine işaret ederek, “Burada, Türklerin kurduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu var. Bunlar arasında ciddi bir işbirliği söz konusu. Bu durum entegrasyona ciddi katkı sağlıyor.” diyor.

Türklerin örgütlü olması siyasete de yansımış durumda. Halen beş Türk kökenli milletvekili, üç ayrı siyasi partiyi Hollanda meclisinde temsil ediyor. Ayrıca, son seçimlerde Avrupa Parlamentosu’na Türk kökenli bir ismi gönderdi Hollanda. Yine İl Genel Meclisi’nde 8, belediye meclislerinde ise 140 Türk görev yapıyor.

İşçi sınıfından orta sınıfa geçiş!

Amsterdam’da yaşayan ve göç üzerine araştırmalar yapan Türkevi’nin başkanı Dr. Veyis Güngör, sorunlar olmakla birlikte Türklerin Hollanda’da uyumu büyük ölçüde sağladığı görüşünde. Güngör’e göre, bunun sebebi Hollanda’da yaşayan Türklerin işçi sınıfından orta sınıfa terfi edebilmiş olması. Hollanda’da devlet dairelerinde çalışan ciddi bir Türk nüfus olduğunu belirten Güngör, bunların Türkiye’deki siyasi çekişmelerle ilgilenmediğini, sadece Türkiye’nin kalkınması ve AB üyeliğine destek verdiğini dile getiriyor.

Hollanda’da son günlerde Müslümanlara yönelik saldırılara “ürkütücü” diyen Veyis Güngör, “Entegrasyonda alınan mesafenin sıfırlanmasını ve tekrar başa dönülmesini isteyen kesimler varmış gibi bir hava estiriliyor. Halk arasında ‘Göçmenler ülkesine dönsün de kurtulalım’ sözleri dolaşmaya başladı. İnşallah bu sert hava geçicidir.” diyor.

Hollanda, her yıl uyum için 1,5 milyar dolar harcayan bir ülke. Adem Kumcu, hükümetin yılda 3 milyar 800 milyon Euro’yu yabancı öğrenciler için ayırdığını söylüyor. Üniversite ve yüksek okulda eğitim gören Türklerin sayısı 6 bin 250. Adem Kumcu, önümüzdeki on yılda Hollandalı gençler ile Türk gençleri arasındaki başarı düzeyinin eşitleneceğini savunuyor.

Bizim durumumuz modern kölelik

Fransa’da ise 370 bini aşkın Türk yaşıyor. Bunlardan 8 bini girişimci ve 45 bin kişiyi işletmelerinde çalıştırıyor. 2002 verilerine göre Türk girişimcilerin Fransa’daki yatırımları 3 milyar Euro’yu aşmış durumda. Fransa diğer Avrupa ülkelerine kıyasla farklı özellikleri olan bir ülke. Göçmenler, ‘banliyö’ tabir edilen belirli alanlarda ikamet ediyor. Diğer Avrupa ülkelerinde gettolar, Türklerin kendilerini koruma içgüdüsüyle oluşturulurken, aynı durum Fransa’da bir yönüyle devlet politikası.

Fransa, Avrupa’da en fazla Türk’ün yaşadığı ülke; ama Türkler burada siyasi ve kültürel alanda neredeyse hiç yok. Fransız siyaseti, vatandaş dahi olsa yabancılara kapalı. 1973’ten beri Paris’te yaşayan ve halen tekstil sektöründe çalışan iş adamı Kamil Duymuş, bu ülkedeki konumunu “modern kölelik” olarak nitelendiriyor. Paris’e iki yıl önce Hatay’ın bir köyünden gelen ve bize soyismini bile söylemekten çekinen ‘ithal gelin’ Feride ise Paris için, “Burası yaşanacak bir şehir değil. Havası kötü. Üstelik ev sorunu da var. Gelinler gelmek için hiç heveslenmesin. Manevi yönden çok kötü, hasretlik zor.” diyor. Bir tekstil atölyesinde çalışan Feride’nin maddi kazancı iyi. Bir kursa giderek Fransızca öğrenmiş. Şimdi derdini anlatabiliyor. Kocasının Türkiye’ye gitse hiçbir iş yapamayacağını söylüyor: “Bana kalsa hemen dönerim; ama eşim istemiyor.”

İşin doğrusu Feride’nin kafası biraz karışık. Bu zihni bulanıklık kimlik problemi yaşadığı için değil. Sadece, gurbette yalnız olmasından kaynaklanıyor. Halbuki, haberin başında bahsettiğimiz Ayşe Atlı’nın durumu oldukça farklı. Kendisi başörtülü bir stilist. İnandığı değerleri Fransa gibi son derece tutucu bir ülkede yaşamaya çalışıyor. Sonuçta ithal gelin veya damat olarak trene sonradan da binseniz veya Avrupa’da doğmuş ve büyümüş de olsanız, göçmen psikolojisi ve onun getirdiği sorunlar kolay kolay çözülemiyor.

Avrupa’da yaşayan Türkler bugün sosyal bir gerçek olarak karşımızda. AB süreci ile birlikte bu olgunun da yeniden ele alınması hem Avrupa ülkeleri hem de Türkiye için kaçınılmaz görünüyor.

PROF.DR. JOHN: TEMEL SORUN KARŞILIKLI KABULU

zun yıllar Berlin Senatosu’nda uyum sorumlusu olarak görev yapan Prof. Dr. Barbara John, Almanya’daki göç politikasının temel konusunun, karşılıklı kabul süreci olduğunu söylüyor. Göç ve göçmenler üzerine araştırmaları ile tanınan John, farklı ülkelerden gelen insanlar ile çoğunluk toplumunun birbirini kabul etme durumunda olmadığını belirterek, “Gelenler bir süre sonra döneceği fikrinden hareket edip yaşamlarını buna göre şekillendiriyordu. Yerli halk ise gelenlere geçici misafirler olarak bakıyordu. Bu durum entegrasyonu iki taraf açısından da geciktirdi.” diyor. İki toplum arasında eşitliğin sağlanması gerektiğini söyleyen Barbara John’a göre, okul ve eğitim konusunda gereken tedbirler alınmalı ve göçmenlere, “buralı” olma duygusu kazandırılmalı.

Almanya’daki Türklerin entegre edilmek yerine asimile edilmek istendiği görüşlerine katılmayan Barbara John, “Demokratik hukuk devletinde asimilasyon araçları yok. Azınlıkların kültürel kimliklerini ve ana dillerini koruma ve konuşma hakkı ise var. Elbette ki aynı zamanda Almancayı da öğrenmeleri gerekiyor. Burada önemli olan karşılıklı ilgi ve menfaatlerin pazarlığının yapılması. Azınlık grubu ile devlet arasında pazarlık yapılarak ortak bir yol bulunmalıdır.” diyor.

Prof. Dr. John’un gurbetçi Türklere yönelik eleştirileri ise şöyle: “Kendi dillerini koruma konusunda en az gayreti gösteren göçmen topluluk Türkler. Halbuki, kendi dilini ve kültürünü korumak azınlık toplumuna ait bir görevdir. Ayrıca, Türkler Almanca öğrenme konusunda da isteksiz.” Almanya’ya gelen birinci neslin eğitimsiz olmasının uyum sürecini uzattığı görüşünü savunan Barbara John, entegrasyonun hangi sosyal gruptan gelindiği ile doğrudan ilgili olduğunu söylüyor.

Almanya’daki Hırvat, Sırp ve Boşnak göçmenlerin Türklere göre daha kolay uyum sağladığını belirten John, “Uyumda önemli olan etnik kimlik değildir. 1961’de göç süreci başlayınca eski Yugoslavya gibi ülkelerde 8 yıllık zorunlu eğitim vardı. Türkiye’de ise aynı süre beş yıldı. Bu da süreci etkiledi. Diğer ülkelerden gelen göçmenler sanayi işçileri olarak geldi. Sanayi tecrübeleri vardı. Türkiye’den gelenler ise vasıfsız tarım işçisiydi. O da bir fark oluşturdu.” diyor.

Euro Türklerin, Türkiye’nin Avrupa’daki imajını olumsuz yönde etkilediği şeklindeki kanaatlere katılmayan Barbara John, “Burada Türkler olmasaydı hangi önyargıların egemen olacağını bilmiyorum. Belki o zaman tarihten gelen duygularla oluşan hayali korkular oluşacaktı.” tespitini yapıyor. Bir bütün olarak bakıldığında Avrupalı Türklerin Türkiye’nin imajına olumlu katkı yaptığını belirterek, Türk komşuları sayesinde Türkiye’yi fark eden Almanların turist olarak Antalya’ya gittiğini hatırlatıyor.

Prof. Dr. John’a göre, Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin büyük nüfusundan ve tam üyelik sonrası göç dalgasından korktuğu yönündeki görüşler gerçekçi değil. Din ve kültür farkı da önemli değil. Ancak Türkiye’nin AB üyeliği noktasında gündeme gelecek asıl sorunu şöyle açıklıyor: “AB sadece ekonomik değil, siyasi de bir birlik. Milli egemenliklerin merkeze devrini ön görüyor. Ortak bir savunma, dış politika geliştirilecek ve karşılıklı bağımlılık olacak. Bu noktada Türkiye kendi milli menfaatlerini öne çıkarabilir. Aynen İngiltere gibi. O zaman AB’nin iki önemli sorunu olacak. Batı’da İngilizler, Doğu’da ise Türkler.”

DÖNÜŞ PSİKOLOJİSİNİN AŞILMASI LÂZIM

Duisburg, 600 bini aşan nüfusu ve yoğun göçmen kitlesiyle Kuzey Ren Westfalya eyaletinin en önemli şehirlerinden. Duisburg’da yaşayan insanların yüzde 10’undan fazlası göçmen. Göçmen nüfusun fazlalığı bu kentteki entegrasyon çalışmalarını daha önemli hâle getiriyor. “Ben de Hırvat kökenli bir göçmenim.” diyen Duisburg Belediye Basın Dairesi’nden Josip Sosiç, dönüş beklentisinin sadece Türklere özgü olmadığını vurguluyor. Babasının 25 yıl önce Almanya’ya geldiğini hatırlatarak, “Halen bavulları hazır geri döneceği günü bekliyor. Entegrasyon için önce bu dönüş psikolojisini aşmamız lazım.” diyor.

Göçmen gençlere okul ve meslek eğitimi konusunda rehberlik yapan Yardım Bürosu (RAA) Başkanı Elisabeth Pater ise uyumda en önemli unsurun eğitim olduğunu belirterek, özellikle göçmen öğrenciler için ‘çok kültürlü öğrenme’ diye tanımladığı sürecine önemini vurguluyor. Pater’a göre, çok kültürlü öğrenme için öncelikle iki kültür arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi lazım. Dolayısıyla, göçmen gençlerin yaşadıkları ülkenin dilini öğrenmeye teşvik edilmesi gerekiyor. Belediyenin bu amaçla başlattığı projeden son üç yılda bin 800 gencin faydalandığını dile getiriyor.

Geçen yıl Duisburg Belediyesi pilot bir uygulama başlatmış ve okul öncesi göçmen öğrencileri dil sınavına tâbi tutmuş. Türk gençleri bu sınavda yüzde 60’lık bir başarı yakalamış. Elisabeth Pater, nüfusa oranla bu başarının diğer göçmen grupların altında kaldığını söylüyor.

ARTIK FRANSIZ GELİNLER DE VARA

Avrupalı Türkler arasında yabancılarla evlilik de revaçta. Özellikle, ikinci kuşak Avrupalı Türkler, evlilik tercihlerini Avrupalı hanımlardan yana kullanıyor artık. Bunlardan biri Fransa’nın şirin şehirlerinden Gien’de yaşıyor. 1974’ten beri Fransa’da çalışan Necati Bıyıklı, Türkiye doğumlu oğlu Salih’i bir Fransız’la evlendirmiş. Gelin, Müslüman olarak Emine ismini almış. Emine-Salih çiftinin Kağan adını verdikleri bir oğulları var.

Necati Bıyıklı, başlangıçta çok tereddüt etse de Fransız gelininden çok memnun. Ailenin Fransız dünürleriyle arası da çok iyi. Her hafta birlikte yemek yiyorlar. Emine de gelin gittiği aileden son derece memnun. Küçüklükten beri İslam’a ilgi duyduğunu, bu sebeple Müslüman olmakta tereddüt etmediğini söylüyor. Eşinin memleketi Bolu’ya da gitmiş ve Türkiye’yi çok sevmiş.

Fransa’da İslam hakkında önyargılar olduğunu belirten Emine, eskiden kendi çevresinden İslam’da kadına hiç değer verilmediğini duyduğunu hatırlatarak, “Ben ise tam tersini yaşadım, bana çok değer veriliyor.” diyor. Kayınvalide Zeynep Hanım ise kendisi için “sürpriz” olan Fransız gelinini çok sevdiğini söylüyor.

GURBETÇİNİN GELİR KAPISI: İTHAL DAMATLAR

Avrupa'daki en büyük yaralardan biri "ithal damatlar ya da ithal gelinler" olayı. Türkiye'den evlilik yoluyla Avrupa ülkelerine giden gençlerinin yaşadıkları "hayatım roman" cinsinden… Çocukları Avrupa ülkelerinde yetişen gurbetçiler, evlenme çağı gelen yavruları için gelin ve damatları Türkiye'den getiriyor. Bu yolla her yıl Türkiye'den Almanya'ya 18-19 bin civarında gelin ve damat gidiyor. Diğer Avrupa ülkelerini de hesaba katarsak bu sayı daha da artıyor.

Bremen Üniversitesi Din Bilimleri Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak çalışan Hayrettin Aydın, ithal gelin ve damatlar üzerine bilimsel çalışmalar yapan bir isim. Aydın'a göre, Avrupa'ya son dönemde gelen gelin ve damatlar, birinci kuşağa nazaran daha eğitimli. İkinci kuşak gelin ve damatların yüzde 28'i lise mezunu, yüzde 11'i ise üniversite öğrencisi ya da üniversiteye başvuru yapmış kişiler. Türkiye'den gelenlerin yüzde 55'i gelin, yüzde 45'i ise damat.

Euro-Türklerin gelin ve damat tercihini Türkiye'den yana kullanmasının en önemli sebebi, ithal damatlardan alınan başlık parası. Türkiye'de okuyamamış veya iyi bir iş bulamamış bir genci ailesi, "bari hayatını kurtarsın" mantığından hareketle bir gurbetçi kızıyla evlendirmek istiyor. Avrupa'ya giderek çalışacağını ümit eden gençler de iç güveysi olarak gittiği gurbetçi aileye başlık parası ödüyor. Bu para, gurbetçiler arasında "süt parası" olarak anılıyor.İkinci önemli sebep, gurbetçilerin kendilerine helal süt emmiş, sözlerinden fazla dışarı çıkmayacak gelin ve damat arayışı. Çünkü gurbette yaşayan Türkler gençleri, burada doğup büyüyen yaşıtlarını "bozulmuş Türkler" olarak görüyor. Üçüncü gerekçe ise yine parayla ilgili. Türkiye'den gelen damatlar hemen bir işe girip çalışarak aile bütçesine katkı yapmaya başlıyor. Gelinler de ev işlerinde kullanılıyor.

Ancak burada bazı problemler de çıkmıyor değil. Anadolu'nun bir köyünden çıkıp bir Avrupa şehrine gelen gelin veya damadın, buradaki ortama nasıl ayak uyduracağı hesaba katılmıyor. Sonra ortaya binlerce sorunlu evlilik, boşanmalar ve psikolojisi bozulmuş gelin ve damatlar çıkıyor.

İthal gelin ve damatların uyum konusunda yaşadıklarını Hayrettin Aydın, "Buraya gelenler ne dilden ne de kültürden haberdar. Dolayısıyla onların çocukları da ilkokula neredeyse hiç Almanca öğrenmeden başlıyor." diyor.

1968'den beri Belçika'nın Gent şehrinde yaşayan Arife Denizli, eski bir ithal gelin. Yedi çocuğu var. Kendisi gibi iki gelin ve iki damadı da Türkiye'den. Gelin ve damatların daha serbest olduklarını, sinemaya gitmek istediklerini anlatıyor. Oysa Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk aileler daha tutucu, kızların tek başına dışarı çıkmalarına izin vermek istemiyor. Arife Teyze bu yüzden Türkiye'den gelen gelinlerin pazara bile tek başına çıkamadığını söylüyor.

Yusuf Eski, Denizli ailesinin en küçük ithal damadı. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan Türk gençleri ile ilgili olarak şunları söylüyor: "Türkiye'de ailede erkeğin sözü geçiyor. Buraya gelince eşitlik oluyor. Kız okumuş ve çalışıyorsa daha baskın çıkıyor. Evin reisliği konusunda sıkıntı yaşanıyor."

Evdeki sıkıntı ailelere aktarılıyor. Yusuf Eski, bazı ailelerin kızlarına arka çıkarak, "İşine gelmiyorsa boşan. Biz sana yeni bir damat buluruz." dediğini söylüyor. Bazı damatlar ise bu tür durumlarda "Parayı veren benim. Kendimi ezdirmem." anlayışında olduğunu dile getiriyor.
Yazıcıya Gönder Arkadaşına Gönder

Yorumlarınız
3 yorum

¬ Bu kadar basit mi? [Hanifi Güneş/30-Mayıs-2006]
Ben gurbette yaşayanların durumunun bu kadar basit olduğuna inanmıyorum. Birinci neslin çoğu benliğini kaybetmemiş, katı bir Türk politikası izlemiş gibi görünüyor. Buna karşın birinci neslin devamı büyük ölçüde benliğini bulamamıştır maalesef, kaybetmiş değildir. Bunun en etkin sebepleri de zincirleme olarak ilk neslin eğitimsizliğine ve şartları adamakıllı değerlendirememesine bağlanabilir. Avrupa'ya salt ekmek parası kazanmak için giden insanımız orada kalmayı neredeyse hiç düşünmediği için Avrupa'yı ve Avrupalıyı kendi değerleri yanında yok saymıştır. Buna karşın kendi evlatlarına ancak televizyonlardaki televole Türk kültürünü aşılayabilecek kadar kapasitesi olan tabiri caizse bir ölçüde cahil kesim yeni neslin ne tam bir Avrupalı olmasını ne de bir Türk olmasını sağlayabilmiştir. Bu sebeple burada bir Türk -Avrupalı sentezinden bahsetmek abesle iştigal olacaktır. Maalesef sorun, bu mantaliteyle devam edilirse ileride gurbetçilerimiz için daha büyük bir problem olacaktır. Bu nedenle Yıldıray Bey'in de ifade ettiği gibi Avrupa'ya ve tüm dünyaya kaliteli beyinler gönderilmeli, oralarda Türklüğün, Türkiye'nin temsili en iyi şekilde yapılmalıdır. Bugün sayıları hızla artan Türk akademisyenleri ve öğrencileri, Türkiye'de sadece lisede aldıkları teorik eğitimle dahi Avrupa'daki ve Amerika'daki eğitim kurumlarını kasıp kavurabilecek kapasitededirler. (Kaliteli okullarımızı ve öğrencilerimizi kastediyorum. Fen Liselerimizi, Anadolu Liselerimizi) Bu bağlamda, Avrupa'da artan Türk beyin yoğunluğu ki bu beyin göçüyle eşdeğer değildir, oralarda gerçek kültürümüzün yaşatılması adına hayati önem arz etmektedir. Örnekleri çok olmaklar beraber bunu kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum.

¬ Avrupa'daki Türkler... [Kezban Bal/24-Ekim-2005]
Nüfusta yaşlıların oranının artması, Batı Avrupa’nın önemli sosyo-ekonomik problemlerinden biri hâline geldi. Lokantalarda, sinemalarda yaşlılar için özel tuvaletlerin yapılması bile düşünülüyor. Yaşlıların nüfustaki oranı arttıkça çalışanlarınki azalıyor, bu sebeple giderler de artıyor, devlet gittikçe borçlanıyor. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekiyor. Çözümler konusunda şimdiden kafa yormalıyız. İkinci veya üçüncü nesil Türk gençlerinin, Türkçeyi ve Türk kültürünü unutmuş veya hiç öğrenmemiş olduklarını söylüyorsunuz. Burada farklı bir probleme değinmemişsiniz. Bir vakit çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönme niyetiyle Hollanda’ya gelen ilk nesil, zorluklar altında çalışmış, Hollandacaya pek önem vermemiştir ve halen de önem vermemektedir. 60 yaşında, okuma yazması dahi olmayan birine Hollandaca öğretmek zor gelebilir. Simdi ise ikinci veya üçüncü nesil Hollandaca biliyor, kendi haklarını savunacak kadar güçleri vardır artık. Uyum sağlamak başka şey, asimile olmak başka şeydir. Dinî ve kültürel değerlerinizden uzaklaşmanız sizi önemli mevkilere getirmez. Yapılan araştırmaya göre, her 10 Türk gencinden birinin Türkiye’ye dönme kararı aldığı ortaya çıkmıştır. Kimisi Türkiye’yi sadece bir tatil ülkesi olarak gördüğünü, kimisi de kesin dönüş yapıp orada çalışmalarını devam ettireceğini belirtiyor. İnsan bir yerlere gelebilmek için çalışıp gayret göstermeli. Herkes geri çekilirse, kimse gayret göstermezse Hollanda’nın da durumu düzelmez Türkiye’nin de. Her şeyden önce gayret ve azim lâzım. Hollanda’da Türk mahallelerin oluştuğunu belirtmişsiniz. Bu çok doğru. Ben de böyle bir mahallede büyüdüm. Hollandaca bilmeyince bu tür mahallelerde kendini daha güvende hissediyor, komşundan rahatlıkla yardım isteyebiliyorsun. Avrupa’da doğmuş bir çocuğu başıboş bırakmamalı, yoksa kendini kaybeder.

¬ Avrupa’ya iyi yetişmiş eleman gönderilmeli [yıldıray sipahi/19-Aralık-2004]
Avrupa’da yaşayan soydaşlarımızın Türk kimliğini korumak devletimizin görevi olmalı. Bu amaçla kültür evleri açılmalı, sivil toplum örgütlerine destek çıkılmalı. Avrupa’ya iyi yetişmiş eleman gönderilmeli. Hadiselere hep tek taraflı bakıyoruz. Avrupa’dan bize nüfus akışı olmayacak mı? Turizmde ara eleman ihtiyacı yabancılardan karşılanacak kanaatindeyim.

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=19078&yorum_id=10414#yorumlar

İthal damat getirmeye devam

İthal damat getirmeye devam/Gündem

Anvers Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre Türk ve Faslı gençler ülkelerinden gelenlerin buradaki diğer eş adaylarına göre daha dürüst olduklarına inanıyorlar. Belçika´da yaşayan Türk ve Faslı her üç gençten ikisi halen kendi ülkesinden bir eş seçmeyi tercih ediyor. Evlilik tercihinde kız ve erkeklerin oranları aynı durumda gözüküyor. Ayrıca kendi geldiği ülkeden bir eş seçme oranı eskiye göre daha da artmış durumda. Evlilik için kendi ülkesinden bir partner seçen genç kızlar bu tercihlerini ‚´Kendi ülkemizin erkekleri burada büyüyen gençlere göre daha dürüst oluyorlar´´ şeklinde oluyor. Erkekler ise tercihlerindeki seçimlerini kendi ülkelerinden biri ile yapmalarını Belçika´da doğup büyüyen genç kızların Batı kültürünü ile yetişmiş olmalarına bağlıyorlar.. Bu anlayış ile yapılan evliliklerde daha sonraları meydana gelen hayal kırıkllıkları ve anlaşmazlıklarda oldukça artmış durumda. Bu konuda görüşleri sorulan Fas asıllı Federal Milletvekili Nahima Lanjri Belçika´da yaşayan gençlerin birbirlerine yönelik olumsuz yaklaşımı sonucu oluştuğunu belirterek, bilinçsiz şekilde atılan adımlar sonucunda beklentiler karşılanmayınca insanların mutsuz olduğunu ve bilhassa İntegrasyon/Uyum konusunda her defasında başa dönüldüğünü belirtti. Bu yanlışın bedelini ise daha sonra gelen nesilin ödediğini ve bu nedenle şu anda sadece Belçika pasaportu olmayanlar için yurt dışı evliliklerde uygulanan engelleme kriterlerinin aslında Belçikalı olmuş olanlara da uygulanabilmesi gerektiğini belirtti. Nahima Lanjri ayrıca şu anda uygulanan aile birleşimi yasasının Belçikalı olanla olmayanlar arasında uzun yıllar burada yaşayanlar için bir haksız durum yarattığını belirtiyor.. Eş tercihinde yapılan araştırma hakkında görüşlerini açıklayan bir diğer önemli isim ise Genk Belediye Başkanı Jef Gabriels oldu. Jef Gabriels yaptığı açıklamada Türk ve Faslı gençlerin % 75´inin ithal damat veya gelin getirdiklerini ve daha sonraları bir çok evlilikte ´´Hayal ve gerçek arasında ki fark´´ın çok büyük olduğu öğrenildiğinde oluşan hayal kırıklıklarının çoğu zaman aile dramlarına neden olabildiğini belitti.Bu araştırmanın Eşit Haklar Bakanı Kathleen Van Brempt´in isteği üzerine Anvers Üniversitesi araştırma merkezi görevlileri Chris Timmerman ve Hilal Yalçın tarafından yapıldığı belirtilmektedir. İlginç bir program....De

Zevende dag - 17/12/06
´´Trouwen over de grens´´

http://www.vrtnieuws.net/nieuwsnet_master/versie2/mediatheek/video-061217allochtonen/index.shtml

Gündem
http://www.gundem.be/go.php?go=30d0368&do=details